| |
Divan edebiyatı dışında kalan âşık şiiri gibi hece ölçüsünü esas alan
ürünlerle, atasözü, destan, masal, hikâye, fıkra, ninni, türkü,
bilmece, mani, ağıt gibi söyleyenini genellikle belirliyemediğimiz
sözlü ürünler "halk edebiyatı" adı altında toplanmaktadır. ÂŞIK
EDEBİYATI
Âşık, Türk halk edebiyatında, aşağı yukarı XI. ve XII. yy'ın
başından beri görülen şair tipidir. Âşığın şairlik gücünün, rüyasında
pirinin sunduğu "âşık badesi"ni içmekle ve "sevgilisi"nin hayalini
görmekle kazandığına inanılır. Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı"
ifadesi de kullanılır. Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler
bırakmışlardır. Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen
âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümüde cenklere
yazılı olarak korunmuştur. Âşıkların söyledikleri şiirler yani halk
şiirleri hece ölçüsüne göre irticalen söylenir.
Dini ve tasavvufi konulu halk şiirlerine tekke şiiri denir.
Şiir Sanatı
Dildeki anlam, ses ve ritim öğelerinden yararlanarak bir duygu,
düşünce ya da olayı, yoğun ve sıradışı anlatma sanatı olarak
tanımlanabilir. İnsanoğlunun en eski ve kendine özgü anlatı
türlerinden biri olması nedeniyle, bugüne kadar şiirin pekçok tanımı
yapılmış, ama hiçbirinin bu kavramı tam olarak açıklayamadığı
görülmüştür. Bu tanımlardan en yaygını, şiiri düz yazının karşıtı
olarak gösteren tanımdır. Bir başka deyişle şiir düzyazıyla
anlatılamayan duygu ve düşüncelerin ses uyumlarıyla, kulağa hoş
gelecek biçimde oluşturulan dizelerle anlatılmasıdır. Ama bu tanım
manzumeyi de kapsar. Şiiri manzumeden ayıran özellik ise, manzumenin
yüzeysel ve sıradan olmasına karşılık, şiirin yoğunluk ve derinlik
taşımasıdır. Ölçü ve uyak, çağlar boyunca şiirin en ayırıcı niteliği
olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, yalnızca ölçü ve uyakla şiir
yaratılamayacağı gibi, özellikle 20. yüzyılda ölçü ve uyak
kullanılmadan da çok başarılı şiirlerin yazıldığı görüldü. Bunun
sonucunda düzyazının nerede bitip nerede başladığı önemli bir sorun
olarak ortaya çıktı. Düzyazıda dil yalnızca bir bildiri iletmenin
amacıdır; bildiri iletildikten sonra sözcüklerin anlamı kalmaz. Şiirde
ise vurgu, sözcüklerin aktardığı bildiri kadar sözcüklerin üzerinde de
yoğunlaşır. Yani şiir de neyin söylendiğinden çok nasıl söylendiği
önemlidir.
MANİ
Söyleyeni belli olmayan, genellikle 7'li hece ölçüsüne göre
söylenen dörtlüklerdir. Doğu Anadolu'da mani yerine bayatı sözü de
kullanılmaktadır. Uyak düzeni a - a - b - a şeklindedir.
Mani Örnekleri
TEKERLEME
Daha çok çocuk geleneklerinde yer alan baş uyak ve uyaklarla elde
edilen, ses ve sözcük benzerliğine göre sıralanan söyleyeni belli
olmayan ürünlerdir. Şu şekilde sınıfladırılırlar;
-
Masal tekerlemeleri
-
Oyun tekerlemeleri
-
Tören tekerlemeleri
Tekerleme ÖrnekleriTÜRKÜ
Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin
her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel
durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt,
deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.
Türkü Örnekleri
NİNNİ
Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade
bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünlerdir.
Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat
bölümlerinden oluşur.
Ninni Örnekleri
AĞIT
Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku,
heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir.
Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı
denilmektedir.
Ağıt Örnekleri
MASAL
Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara
inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin dikkatini
masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun
görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.
Masal Örnekleri
FIKRA
Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir sonuç
çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran kısa
sözlü ürünlerdir.
Nasreddin Hoca fıkraları
HİKÂYE
Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın - ezginin eşlik
ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür.
Boyutları açısından ikiye ayrılırlar:
-
Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay
çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle
birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır.
-
Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik
durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları
birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu
hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.
Hikâye ÖrnekleriBİLMECE
Doğa olayları ile insan, hayvan ve bitki gibi canlıları, eşyaları,
dinî konu ve motifleri kapalı bir şekilde soran çağrışımlarla
bulunmasını amaç edinen kalıplaşmış sözlerdir. Bu sözlerin
karşılıkları tartışılmadan kabul edilmiştir.
Bilmece Örnekleri
ATASÖZÜ
Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren,
söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.
Atasözü Örnekleri
EFSANE
Halk edebiyatı ürünlerinden biri olan efsaneler, geçmişle günümüz
arasında kültürel aktarımı sağlayan, insanın ve onun oluşturduğu
kültürel yapının anlaşılmasına katkıda bulanan alanlardan biridir.
Gerçek ve hayali varlıklara, yer ve olaylara olağanüstü özellikler
atfederek oluşturulan, anlatılanların gerçek olduğuna ilişkin inançla
birlikte kişinin bireysel - toplumsal yaşamını yönlendiren söyleyeni
belli edebiyat türlerinden biridir. Konularına göre şöyle
sınıflandırılır;
-
Tarihi yer, kişi ve olaylarla ilgili efsaneler
-
Olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler
-
Hayvanlarla ilgili efsaneler
-
Dinsel konularla ilgili efsaneler
-
Bitki ve ağaçlarla ilgili efsaneler
-
Doğal çevre ve olaylarla ilgili efsaneler
İLENÇLER (BEDDUALAR)
İlençler (beddualar), günlük yaşantımızın ayrılmaz
bir parçası, halkbiliminin de çok önemli bir konusudur. Büyüklerin
küçüklere, küçüklerin büyüklere ya da kızgın insanların birbirlerine
karşı olan öfkeleri, hınçları, kızgınlıkları, çaresiz direnişleri hep
o sözlerde yansır. Onlar yalındır, yapmacıksızdır, anlamı açıktır.
Umutlarla umutsuzlukların, korkularla sevinçlerin, öfkelerle
pişmanlıkların bir bileşkesidir o sözler. İnegöl’de söylenen o
sözlerden bir demeti şöyle sıralayabiliriz.
Beddualar
İSİMLER, TAKMA ADLAR VE KONMA NEDENLERİ
İsimler ve takma adlar bir arada yaşayan insanları
daha kolay tanımaya, birbirinden ayırt etmeye yarayan simgelerdir.
Bayan isimleri genellikle yumuşak tatlı, melodili, kulağa hoş gelen ve
insanın hoşuna giden sözcüklerden oluşmaktadır. Erkek isimleri ise
erkek kimliğine daha uygun düşen sert sözcüklerden meydana
gelmektedir. Bu sözcükler, erkeklerin yaşam biçimindeki gibi kuvveti
simgelemektedir.
Takma adlar, kişilerin kimlerden olduğunu ayırt
etmede daha belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Takma
adların doğuş nedenleri arasında meslek, çalışkanlık, tembellik,
yerleşim merkezi, etnik köken, kıskanma duygusu, gıpta duygusu,
fiziksel özellikler, çevreye karşı tutum, aileyle ilgili geçmişten
gelen söylem gibi nitelikler yer almaktadır.
İnegöl’de kullanılan isimler, Türkiye’nin her
tarafında kullanılan isimlerdir. Bu nedenle onlardan örnekler
verilmesine gerek görülmemiştir. Takma adlar ve konma nedenlerine
örnek olur düşüncesiyle halk kesiminden seçilen örneklerle
yetinilmiştir. Bu örnekler şöyle sıralanabilir.
-
Acaroğulları:
“Acar” soyadından ileri gelmekte, aynı aileden gelen tüm bireyleri
anlatmaktadır.
-
Akbabalar:
Soyadı “Akbaba” olan ailenin bireylerine denir.
-
Almanyalılar:
Bir süre Almanya’da kaldıkları için bu adla anılırlar.
-
Amet Çavuşlar:
Askerde çavuş olarak görev yaptığından dolayı bu adla tanınırlar.
-
Arabacı Yaşar:
At arabasıyla geçimini sağladığından dolayı denir.
-
Ballıklı Sütçü Hasan:
Ballık köyünden gelme olup süt sattığı için bu adla anılır.
-
Bekçiler: Aile
büyüğünün mesleği bekçilik olduğu için.
-
Belbeller: Aile
büyüğü berberlik yaptığı için.
-
Calgıcı Arif:
Düğünlerde çalgıcılık yaptığı için.
-
Çargan Hatçe:
Çok konuştuğu için.
-
Değirmenciler:
Köylerinde değirmenleri olduğu için.
-
Elektrikçi Selimler:
Selim isimli kişinin aile boyu bu işi yapması
nedeniyle böyle anılmaktadır.
-
Ezan Dede: Ezana
on dakika varken camiye gittiği için.
-
Fırıncılar:
Fırınları olduğu için.
-
Gölemenliler:
Gölemen köyünden geldikleri için.
-
Habeş Osman: Ne
yaptığını tam olarak bilemediği için.
-
Karabıyık Mustafa:
Kara bıyıklı olduğu için.
-
Koreliler: Aile
büyüğü Kore’de savaştığı için.
-
Kürt Yusuf:
Kendisinin hangi kökenden geldiğini anlayabilmek için.
-
Lümbeli Mustafa:
Lümbe köyünden geldiği için.
-
Pomak Ahmet:
Pomak olduğunu belirtmek için.
-
Sağarların Fatma:
Babası sağır olduğu için.
-
Seyde Ağalar:
Çok malları olduğu için.
-
Şişko Fadime:
Çok şişman olduğu için.
-
Tatarlar: Tatar
kökenli olduğu için.
-
Tekel Hatçe:
Sürekli Tekel’e gidip mal aldığı için.
-
Tilki Remzi:
Kurnaz olduğu için.
-
Topal Sülko:
Topal Süleyman anlamında.
-
Topçu Mustafa:
Top diktiği için.
-
Torunlar:
Torunuyla gezerken herkesin ilgisini çektiği için.
-
Uzun Caferler:
Çok uzun boylu olduğu için.
-
Yılanlı Karı:
Kadının içinde yılan olduğuna inanıldığı için.
-
Sedirlinin Aziz Efendi
-
Yağcıların Ahmet Ağa
-
Kıl boyunun Ali Efendi
-
Çıravzın Ali
-
Tahta Pıcağın Ömer
-
Yorgansızın Üssün Oyma kapılının Hüseyin
-
Altı aylığın Ali Bey
HALK EDEBİYATI KONULU HAGEM YAYINLARI
-
Öyküleriyle Ağıtlar, Ahmet Z. Özdemir, 1994
-
III. Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru Kongresi
Bildirileri, 1995
-
İpekyolu Uluslararası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri, 1995
-
Nasrettin Hoca Sempozyumu Bildirileri, 1997
-
V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyon
Bildirileri 1-2, 1997
-
1994-1995 yılları Halk Şairleri Arası "Aile ve Toplum" ile "Hoşgörü"
Konulu Şiir Yarışmaları
-
Yazarı Belli Olmayan Bir Fütüvvetnâme, Doç. Dr. İbrahim Aslanoğlu,
1997
-
Halk Edebiyatında Hz. Ali Cenknâmeleri Prof. Dr. İsmet, 1997
-
Dobruca Türk Halk Edebiyatı Metinleri Prof. Dr. Enver Mahmut, Dr.
Nedret Mahmut, 1997
-
Pertev Naili Boratav'a Armağan, 1998
-
Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, 1993
|