| Halk Hekimliği (Geleneksel Tıp) | |
Halk hekimliği veya geleneksel tıp, ilk insanın tabiat olayları karşısında takındıkları tavırlar ve münasebet şekillerinden doğmuştur. Burada sihir veya büyünün önemli rolü olmuştur. Dini inançların ve büyünün önem kazandığı bu toplumlarda sağlık ve hastalık da, insan bedenine yabancı unsurların girmesi ve onların yaptıkları kötülüklerle izah edilirdi. İşte insanların bunlardan korunmak için düşündükleri çareler, halk tıbbının temellerini atmıştır. Dolayısıyla geleneksel toplumlarda hastalık ve sağlık hakkındaki düşünceler, halk kültürünün bir parçası olarak doğmuştur. Bu nedenle konu ile ilgili uygulamalar, öncelikle Antropoloji, Etnoloji ve Halkbilim disiplinlerini ilgilendirmekte, konunun teknik analizleri ise tıp ve eczacılık disiplinleri ile açıklanmaya ve değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Halk hekimliği veya halk tıbbı, modern tıptan farklılıklar gösterir. Geleneksel tıp, kültürün bir parçası olarak halk arasında yaşar. Geleneksel toplumlarda bir kişinin, bir hastalık hakkında bildiği bir şeyi, diğer fertler de bilmektedir. Bu bilgiler, kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Böyle bir toplumda bir kişi diğer kültür unsurlarını nasıl öğreniyorsa, halk tıbbını da öyle öğrenmektedir. Halk tıbbı, kültür unsurlarıyla mükemmel bir şekilde bütünleşmiştir. Hastalıkların çoğunda hasta ya iyi olur, ya da ölür. İnanış, iyi olursa tedavinin iyi sonuç verdiği şeklinde olup, bu tedavi süreklilik kazanır. Ölüm durumunda ise, tedavi tekniğinin uygunluğundan daha çok, hastanın bu tedavinin dışında kaldığına inanılır. Modern tıp ile halk tıbbının arasındaki en önemli fark, hastalıkların çıkış nedeni üzerindedir. Modern tıpta hastalıkların nedeni mikrop teorisi ile açıklanmaya çalışılırken, halk tıbbı, mikrobu bilmesine rağmen, hastalıkların nedenini, birtakım büyüsel, tabiat üstü olaylara dayandırır. Eskiden, özellikle gelişmemiş veya gelişmekte olan, modern tıbbın olanaklarından yararlanamayan ülkelerde halkın, hastalandıklarında doktora gidemeyince veya inançları nedeniyle gitmek istemeyince hastalıklarını teşhis ve tedavi amacıyla başvurduğu yöntemlerin oluşturduğu halk tıbbı, günümüzde de modern tıbbın yanında hâlâ geçerliliğini koruyabilmektedir. Bunda inançların çok ağır değişmesinin de önemli rolü bulunmaktadır. Ülkemizde de, özellikle geleneksel kesimde bu tür uygulamalara, eskisi kadar olmasa da, oldukça sık rastlanmaktadır. Halk arasında "kocakarı" diye bilinen ve kendine göre tedavi uygulamaları bulunan kişiler, aslında birer "halk hekimi"dirler. Yaptıkları ilaçlar "kocakarı ilacı" diye tanınan bu kişilerin bazılarının uygulamalarının veya hazırladıkları ilaçların hastalıkların tedavisi ile doğrudan ilgisi olmazken, bazılarının uygulama ve ilaçlarının da olumlu sonuçlar verebildikleri görülmektedir. Bunlar çoğunlukla tedavi yöntemlerini büyüklerinden öğrenmiş, deneyimli kişiler olup, tedavide bitkisel, hayvansal ve madensel maddelerle hazırladıkları "halk ilacı"nı kullanarak hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktadırlar. Bunların çoğu tedaviyi evlerinde gerçekleştirirken, bazıları da hastaneleri hatırlatan bağımsız birimlerde, yani "halk hastanesi" diyebileceğimiz yerlerde hastalarını yatırarak, bir süre tedavi edebilmektedirler. Bu halk ilaçlarının hazırlanmasında ise çoğunlukla çevrede yetişen bitkilerden yararlanılmaktadır. "Şifalı bitkiler" denen bu tür bitkilerin ülkemizde yoğun bir kullanımı vardır. Bunların bir kısmı halk arasında oldukça tanınmakta ve bazı hastalıklarda sıkça kullanılmakta iken, bazıları ise sadece halk hekimleri tarafından tanınabilmektedir. Bu tür bitkiler ve hastalıkları tedavideki etkileri ile ilgili olarak Eczacılık fakültelerinde de çeşitli araştırmalar yapılmakta ve bu araştırmalar yayınlanmaktadır. Modern tıbbın tedavi ve bakım teknikleri ile halk tıbbı arasında benzerlikler görülebilmektedir. Örneğin ağrılar için kullanılan aspirin, aslında halk tıbbının uzun yıllar kullandığı kinin, kokain gibi bitkilerin geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde halk arasında bazı hastalıklarda kullanılan çeşitli bitkilerin, yapılan araştırmalar sonucunda bu hastalıklara karşı gerçekten etkili oldukları belirlenmiştir. Halk tıbbında görülen bazı tedavi uygulamalarının ise, yine modern tıptaki doktor tedavileri ile benzerlik gösterdikleri saptanmıştır. Genel olarak günümüzde modern tıp ile halk tıbbının karşılıklı bir etkileşim içinde oldukları söylenebilir. Hastalıkları ortaya çıkaran nedenler üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran modern tıp, hastalıkların tedavisi bakımından halk tıbbından yararlanarak, tedavide daha kesin sonuçlar almaya yönelik ilerlemeler kaydetmiştir. Halk tıbbı da bu gelişmelerden yararlanma imkanları bulmuştur. Bu çerçevede bazı hastalıklarda eczane ilaçları, halk ilaçlarının yerini almaya başlamıştır. Buna karşılık nazar değmesi, cin çarpması sonucu oluştuğuna inanılan hastalıklarda halk modern tıbba güvenmemektedir. Astım ve kalp gibi bazı hastalıklarda ise halk hem modern, hem de halk tıbbından yararlanmaktadır. Kanser ve ameliyatı gerektiren bazı hastalıklar halk hekimlerinin hemen hemen hiç ele almadıkları hastalıklar olup, bunlar tamamen modern tıbba bırakılmışlardır. Sonuç olarak geleneksel bir yapıya sahip olan yörelerde halkın hastalıklara bakışı da, kültürünün etkisi altında biçimlenmektedir. Yapılan araştırmalar, eğitim durumunun yanında, ekonomik şartların da hastalıklara karşı olan tutumu etkilediğini göstermektedir. Ayrıca şehirle temas, iletişim ve ulaşım araçlarının yoğun kullanımı da halkın modern tıbba yaklaşımını kolaylaştırmaktadır. Bu eğilim, özellikle gençler arasında daha kuvvetli olarak görülmektedir. Buna rağmen okumuş veya okumamış, zengin veya fakir olsun, halkın bir kısmı hâlâ belirli hastalık tiplerinde modern tıbbın dışındaki metotlara başvurmakta, nazar değmesi, türbeleri ziyaret, kırık - çıkık uygulamaları sıkça görülebilmektedir. Buna rağmen, yapılan araştırmalar, geleneksel tıptan, modern tıbba doğru bir yönelişin başladığını, bu yönelişin ise yörenin sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerine bağlı olarak hızlı veya yavaş olduğunu göstermektedir.
HALK İLAÇLARI
Arı sokması a)
Arının soktuğu yere buz konulur, buz
yoksa soğuk suda tutulur ya da çamur sürülür. Ateş Düşürme a)
Sirkeye batırılmış bez alına, boyuna, el
ve ayaklara, bedene konur. Bu işlem ateş düşünceye kadar yinelenerek
sürdürülür. Astım: Kırk gün güvercin yumurtası çiğ olarak aç karnına içilir. Ağrılar a)
Kara lahana yaprağı ateşle ısıtılır.
Ağrıyan yere konur. Bu işlem sık sık tekrarlanır. Ayak Ağrısı: Kaya tuzu sıcak suda eritilir, ayaklar bu suda on dakika kadar tutulur. Burkulmalara Karşı: Kuru soğan tuzla ya da zeytinle havanda dövülerek burkulan yere bağlanır. Baş Ağrısı a)
Bütün bir patates halka dilimler halinde
kesilir, üzerine kahve serpilerek alna bağlanır. Bronşite Karşı a)
Keten tohumu ve nöbet şekeri
karıştırılarak dövülür ve yenir. Bademcike Karşı: Pamuk ispirtoyla ıslatılıp üzerine karabiber serpilerek boğaza bağlanır. Böbrek Taşı İçin a)
Döngel (muşmula) yaprağı kaynatılarak
çay gibi içilir, bu işleme taş düşünceye kadar devam edilir. Burun Kanaması: Yumurta kabuğu yakılarak kül haline getirilir. Burun kanadığında bu kül burna çekilir. Basura Karşı a)
Sarımsak sürülür. Bu işlem sürekli her
sabah yapılır. Dolama: Bamya sütle pişirilerek parmağa sarılır. Gribe Karşı: Limonlu nane ya da limonlu ıhlamur kaynatılarak çay gibi içilir. Göz Arpacığı: Arpacık üzerine sarımsak sürülür. İshal a)
Bir bardak gazoz içine bir aspirin
atılıp eritilerek içilirse ishal kesilir. Kansere Karşı: Isırgan otunun yazın tazesi, kışın kurusu çay gibi kaynatılır, her sabah aç karnına içilir. Kabakulak: Hastaya kırmızı helva yedirilir, kabakulak olan yere tava karası sürülür. Karın Şişliği: Kepek ve sirke karıştırılarak ısıtılıp karına bağlanır. Kireçlenme: Kireçlenme olan yerlere balık yağı sürülür. Kulak Sancısı: Kulağın içine bir damla pırasa suyu akıtılır. Köpek Isırması: Köpeğin ısırdığı yere ekmek mayası bağlanır. Mide Ağrısı a)
Balla süt karıştırılıp içilir. Mayasıl a)
Ateşte parpulanan patlıcan toz kına ile
karıştırılır. Mayasıl olan yere konur ve bir bezle bağlanır. Nefes Darlığı a)
Isırgan otu kaynatılarak her gün çay
gibi içilir. Öksürük a)
Bir kaşık bal ile bir kaşık limon suyu
karıştırılarak içilir. Bu işleme her sabah aç karında birkaç gün devam
edilir. Pişik: Yakılan kuru sazın külü pişiklere sürülür. Romatizma a)
At kestanesiyle nöbet şekeri dövülerek
karıştırılıp yenir. Saç: Saç uzaması ve dökülmesi için ilkbaharda asma dalları kırılarak damlayan suları şişeye toplanır, bununla baş yıkanır. Sarılık: Hastalığa yakalanan kişinin alnı yada göğsü jiletle çizilir. Sırt Ağrıları a)
Bardak vurulur. Sıtma: Kırlarda yetişen ve adına “sıtma otu” denen küçük pembe çiçekli bir bitki kaynatılır, çay gibi içilir. Yara ve Çıbanlara Karşı a)
Yara ve çıbanların üzerine sinir otu
bağlanır, bulunmazsa lahana yaprağı ya da domates bağlanır. Zehirli Hayvan Isırmalarına Karşı: Kibrit çöpünün baş tarafı kazınır, çıkanlar ısırılan yere konur. |