Hasan
TÜLKAY hasantulkay@hotmail.com
- babaturk@mynet.com
04 Kasım 2007
HEPİMİZ
ÇAĞDAŞ KÖLELERİZ
Özgürüz zannediyoruz; kendimizi aldatıyoruz
Kitaplar hep aynı yazar: 1789 Büyük Fransız İhtilalinden
sonra, özgürlük dünyanın bayrağı oldu. İnsanlar
baskıya, zulme, zorbalığa isyan ettiler. Hürriyet, eşitlik,
kardeşlik kelimeleri bayraklaştı.
Liberté- Fraternité- Egalité bize de Hürriyet- Uhuvvet-
Müsavat olarak aynen aksetti. Yani; özgürlük, kardeşlik, eşitlik
Sultanın kölesiydik; önce meşrutiyet, sonra
cumhuriyet geldi. Esaret zincirini parçaladık. Padişahı
kovduk, hilafeti kaldırdık; hürriyete kavuştuk
Okullarda hep böyle anlatılır
Kitaplar, dergiler, ansiklopediler de böyle yazar
İnsan hakları savunucuları övünürler:
İnsan hür doğar, hür yaşar!..
Halbuki hiçbir çağda kölelik bu kadar genişlemedi.
Modern hayat hepimizi robotlaştırdı. Esaretin farkında
değiliz.
Nasıl düşüneceğiz?..
Ne yiyeceğiz?..
Ne giyeceğiz?..
Hangi müziği dinleyeceğiz?..
Ayakkabımızın markasından, içeceğimiz
meyve suyuna kadar; okuyacağımız dergiler kitaplardan
dinleyeceğimiz müziğe, seyredeceğimiz filmlere kadar
her şeyimiz ayarlanmış, programlanmış. Bizim
adımıza küresel sermaye, onun uydusu televizyonlar,
gazeteler kesiyor, biçiyor, paketliyor, önümüze getiriyorlar. Yani
zevklerimizi, tercihlerimizi, kararlarımızı medya aracılığı
ile global kapitalizm tayin ediyor. Globalizm, mondializasyon, küreselleşme
milli değerleri, insani tercihleri eritiyor,çürütüyor, öldürüyor
Hakiki hürriyet, hür düşünebilmekle başlar.
Düşünemiyoruz!..
Medyanın attığı sis bombaları ile gerçeği
karartma operasyonları yapılıyor.
Düşünme yeteneğimiz felç olmuş!
Sistem öyle kurgulanmış ki; bizi özgür olduğumuza
da inandırıyor. Zannediyoruz ki; kendimiz seçiyoruz,
kendimiz karar veriyoruz. Hükümler, tercihler kendimizin.. Özgür
irademizle seçimimizi yapıyoruz..
Medyatik bombardıman dünyasında insanlar sürüdür.
Kendilerini özgür zanneden kitlelerin çobanı da gazeteler,
dergiler, radyolar, sinemalar ve onların büyük patronlarıdır.
(10
Ekim 2007) Hasan TÜLKAY
















01 Kasım
2007
KENDİMİZE
GELELİM
KENDİMİZ OLALIM
Kendimizden
habersiz
Tarihimizden habersiz
Kültürümüzden habersiz
Bir sürüngen hayatı yaşıyoruz!..
Tabii buna yaşamak denirse
Mağlup bir medeniyetin çocukları olarak; üç-yüz
senedir
Batılılaşma peşindeyiz:
Batılılaşma, Avrupalılaşma, Çağdaşlaşma..
Ya da modernleşme!..
Bu yolda neler yapmadık ki?
Mutfağımızı değiştirdik!
Kıyafetimizi değiştirdik!
Yazımızı değiştirdik!
Takvimimizi değiştirdik!
Tatilimizi değiştirdik!
Okkayla değil, kiloyla tartıyoruz
Arşınla değil, metreyle ölçüp biçiyoruz
Cuma yerine Pazar gün tatil yapıyoruz!
Şalvar yerine pantolon giyiyoruz!
Ne kadar çağdaş ve laik olduğumuzu göstermek için,
senfoni orkestraları kurduk. Resmi kabullerde konuklarımıza
alkol ikram ediyoruz. Düğünler, toylar, şölenler yerine
cumhuriyet baloları yapıyoruz.
Bale kurslarımız açıldı, balerin kızlarımız
yetişti.
Zinayı yasal suç olmaktan çıkarttık..
Avrupanın gaylerini döviz bırakacaklar diye törenle
karşılıyoruz.
Tanzimattan bugüne hep kendimizden taviz veren biz olduğumuz
halde; yine de ABye giremedik
Biz de Avrupalıyız, biz de sizdeniz! diye her kılığa
girdik, her boyayı süründük.. Yine de dış kapının
mandalı gibiyiz..
Adamlar diyor ki; Yok arkadaş siz Asyalısınız!.
Haydi başka kapıya!. Mösyö Sarkozy de Akdenizli olduğumuzu
söyledi.. Yani azıcık Avrupalı, çokça da Asyalı..
Ne şiş yansın, ne kebap hesabı..
Rahmetli Profesör Mümtaz Turhan; Batılılaşma
maceramızı sorgulayan çok değerli bir eser yazmıştı:
Garplılaşmanın Neresindeyiz?
Neresinde olduğumuz geldiğimiz noktadan belli değil
mi?..
Batılılaşma yolunda geldiğimiz nokta;
maalesef ABye ve ABDye teslimiyettir.
Batılılaşma yolunda geldiğimiz nokta;
devletle milletin arasının açılması, hatta kavgalı
hale gelmesidir.
Batılılaşma yolunda geldiğimiz nokta; aydınlarımızla
halkımızın dünyalarının tamamen ayrılmasıdır.
Zengin coğrafyası ve doğal kaynakları ile yüz
milyon nüfusu rahatça besleyecek bir vatana sahibiz. Hal böyleyken
nüfusumuzun beş milyonu başka ülkelerde çalışıyor.
Dün efendisi olduğumuz ülkelerde, bugün uşak muamelesine
razı olmuşuz.
Bugünden sonra şunu sormalıyız:
Biz kimiz?
Biz biz olabildik mi?
Biz ne kadar biz kalabildik?..
Kendini bilen, kendine inanan, kendine güvenen fertlerden oluşan
asil bir millet!.. Ülkücülerin hedefi; yüzyıllar öncesinden
seslenen Bilge Kağan gibi; Türk Milletini yeniden derleyip
toparlamak, kendi gücüyle ayağa kaldırmaktır.
Ülkücü bilir ki; kendisi olamayanlar, başka hiçbir
şey de olamazlar!
Eriyip gitmemek, yok olmamak için kendimize gelelim..
Kendimizi bilelim, önce kendimiz olalım!
(10
Ekim 2007) Hasan TÜLKAY
















29Ekim
2007
DOLDURUŞA GELMEYELİM..
Allah-Vatan-Millet-Bayrak
Namus-Milli
değerlerimiz-Örfümüz-Kültürümüz
İstiklal-Bağımsızlık-Özgürlük
Devlet-i ebed müddet
Yıllarca bu
kelimeler sanki sadece bizim, ülkücülerin kaygısıydı
Şimdi
sokaklarda çınlayan sesler topyekün bir milli uyanışın
habercisi gibi:
"Hepimiz Türküz,
hepimiz Mehmet!.."
"Şehitler
ölmez, vatan bölünmez!."
"Ne mutlu
Türküm diyene!.."
"Kahrolsun
PKK!.."
Sevgili Ülkücü
Gençler;
Bugünlerde bu
kelimeleri ve sloganları daha çok duyuyoruz. Yerimizde duramıyoruz.
Çünkü yüreğimize kor düşmüş
Şehit
askerlerimizin haberi, iktidar sahiplerinin gaflet ve dalaleti, PKK
yandaşlarının ihaneti, kahpeliği tahammül sınırlarımızı
zorluyor. Başı yaşmaklı, gözü yaşlı,
bağrı taşlı anaların, bacıların
feryatları aklımızı başımızdan
alıyor.
Ay-yıldızlı
al bayrağın gölgesinde hainlere lanet yürüyüşü
yapan gençlerimiz
"Hepimiz komandoyuz-Hepimiz Mehmetçik"
pankartıyla sahaya çıkan Bolusporlu futbolcular
Tek tek
isimleri okunan on-üç şehit Mehmetçiğin gök gürlemesi
bir sadayla "Burada" yani içimizde olduğunun ilan
edilmesi
"Bizi de askere alın" diye askerlik
şubelerine akın eden bacılarımız
Böyle
daha nice sahneler gözlerimizi yaşartıyor
Ancak göreceğimiz,
bileceğimiz, bilmemiz gereken acı gerçekler de var:
Vatan için,
bayrak için hep gariban Anadolu çocukları şehit oluyor.
Tuzu kurular cephelerde kan ve kıyameti yaşamıyorlar.
93 Harbi.. Moskof
muharebeleri.. Balkan Harbi.. Çanakkale ve Birinci Cihan Savaşları
Suriye ve Yemen cepheleri.. Kafkasya, Sarıkamış..
İstiklal harbimiz.. 1950 Kore Savaşı.. 1974
Kıbrıs Barış Harekatı.. 70li yıllar
Sağ-Sol kavgaları
Ve çeyrek asırlık PKK bölücü
terör çetesine karşı yürütülen mücadelede;
şehitlerin isimlerine, resimlerine bakınız:
Hepsi bizim
çocuklar!..
Hepsi bizim
evlatlarımız!..
Anadolunun
yanık yüzlü yiğitleri!..
Aliler.. Hasanlar..
Mustafalar.. Mehmetler.. Mehmetçikler!..
Dökülen kan
bizim, verilen can bizim
Hal böyleyken
kendini inancıyla baş başa yaşamak hakkından
bile mahrum hisseden yine bu çocuklar, bu Mehmetler, Hasanlar, Aliler
ve onların aileleri
Yarın bir
savaş çıktığında şehit
tabutlarından yine fukara Anadolu çocukları çıkacak.
Bağdat Caddesinde Mercedesleriyle sürat rekoru deneyerek,
Lailalarda, diskoteklerde çılgınca eğlenerek stres
atan, en pahalı ithal şarapları orospuların göbeğine
döküp içen sonradan görme zengin piçlerine hiçbir şey
olmayacak.. Hatta onlar savaş vurguncusu olacak, karaborsadan
trilyonlarını beşe ona yüze katlayacaklar
Biz Anadolunun
bağrıyanık çocukları cephelerde
savaşırken, kasalarını-keselerini dolduran sermaye
sahipleri, hakim güçler bizimle alay ediyorlar:
"Ne
diyorsunuz kardeşim?!. Vatan sizin, toprak bizim!.. Gidin
savaşın!.."
Bu kapitalist para
babaları, parayı ve siyaseti ellerinde tuttukları için;
kendilerini devletin asıl sahipleri, hatta devletin ta kendisi
gibi görüyorlar
"Sizin-bizim"
paylaşımına dikkat çeken Mustafa Aslan ülküdaşımız,
Yeniçağdaki 12 Haziran 2007 tarihli yazısında gerçekleri
ne güzel ifade etmiş:
"Vatan sizin,
toprak bizim!.. Gidin savaşın" diye yıllar önce
söylemişlerdi.
Şimdi de:
Bayrak sizin,
devlet bizim!..
Mehmetçik sizin,
ordu bizim!
Maliye sizin, para
bizim!
Şehit sizin,
zafer bizim!
Savaş sizin,
kazanç bizim!
Din sizin, cemaat
bizim!
Hamaset sizin,
kurnazlık bizim!
Seçim sizin,
adaylar bizim!
Sandık sizin,
sistem bizim!
Emek sizin,
kazanım bizim!
Sahne sizin,
senaryo bizim! Diyorlar ve ekliyorlar:
Biz de bizim, siz
de bizim! Diye de son sözlerini söylüyorlar
"
Elbette vatanımıza,
bayrağımıza uzanan hain elleri kıracağız!
Topyekün bir seferberlik halinde Bozkurtların kahredici pençesinden
kokan hainler kadar; vatanı babalarının çiftliği
zannedenler de bizden korksunlar!
Ta Yemen harbinde
söylenmiş yanık bir halk türküsünde denilmiş ki:
"Yemen yolu
çukurdandır
Karavana
bakırdandır
Zenginimiz bedel
verir
Askerimiz
fakirdendir"
Bu gerçekleri
görelim, gösterelim ve ilan edelim ki:
Savaşımız
sadece bölücü kahpelere karşı değildir!
Savaşımız
vurguncu düzene de karşıdır!
Kahrolsun PKK!..
Kahrolsun Amerika!..
Kahrolsun sömürgeci
emperyalizm ve yerli işbirlikçileri!
Not: Bu yazıyı
22 Ekim 2007 Pazartesi günü yazmıştım. O günden
sonra da yeni şehitler verdik. Millet galeyan halinde.
İlkokul, lise talebeleri bile sokaklara dökülmüş,
beceriksiz ve aciz AKP hükümetini protesto ediyorlar. Yaşlı
genç binlerce insan meydanlarda şöyle haykırıyor:
"Tayyip
oğlunu askere gönder!.."
Bu bir milli uyanışın
ifadesidir
Ancak üzülerek
şu tespiti de yazmak zorundayım:
Teröre lanet,
şehitlere saygı mitinglerinde, yürüyüşlerde hatta
cenaze merasimlerinde cami cemaatini pek göremiyoruz!..
"Cami cemaati,
müezzin, imam
İmanınız
mı yok, ölü müsünüz?"
Diye soran
Şair haksız mı acaba?..

















20 Ekim 2007
MEDYA DÜNYASINDA HERŞEY
SAHTE
Gülücükler sahte..
Ağlayışlar,
inleyişler sahte
Tartışmalar,
kavgalar sahte
Kaşlar, gözler,
kirpikler sahte
Sözde hakikatı
arama adına yapılan
en ciddî paneller, açık
oturumlar sahte!..
Hatta şarkıcılar,
türkücüler bile sahte!. (Play-back yapıyorlar,
şarkı
söylermiş gibi ağızlarını
açıp kapatıyorlar)
Velhasıl
medyatik olan ne varsa sahte!..
Çünkü ortada aşk
yok, sevgi yok, samimiyet yok!
Dünya menfaat dünyası
En ciddî programlar bile şova
dönüşmüş,
gösteri anlayışına
feda edilmiştir.
Her şey tiraj
ve reyting hesabıyla yapılıyor.
Daha fazla satma, daha fazla seyredilme, daha fazla müşteri
bulma
En yüksek izlenme oranına
ulaşma.. Yani esas hedef,
reklâm pastasından daha
fazla pay almak, daha çok, çok daha çok para kazanmak
Medya patronları
ne kadar kazanıyorlar ki,
program konuklarına dünyanın
parasını
ödüyorlar. Belki onlara göre bir şey
değil, fakat bizim gibi
garibanların duyunca dudağını
uçuklatacak miktarda paralar dağıtılıyor
Ekran bülbülü meşhur
profesörler, hocalar, medyumlar, sanatçılar,
doktorlar, psikologlar, avukatlar, mankenler, eski güzellik kraliçeleri,
cinsellik güzellik ve beslenme uzmanları,
eski hakemler, futbolcular,hatta bazı
emekli askerler, istihbaratçılar
o televizyondan bu televizyona koşuşturuyorlar..
Beynimiz kirleniyor!..
Duygularımız
iğfâl ediliyor!..
İnsanlığımız
bozuluyor!..
Ahlâkımız
tefessüh ediyor!..
Zaten maksat da bizi Türklükten, Müslümanlıktan,
insanlıktan uzaklaştırmak!..
Dünyada paradan ve güçten başka
bir şey göremeyen paragözler;
insanlarımızı
sağlıklı
düşünemeyen sürü haline
getirmeye çalışıyor.
24 Eylül 2007 tarihli Milliyet Cafe Ünlülerin Ekran Borsasını
baş haber yapmış.
İşte bazı
meşhurların
televizyonlarda arzı endâm
etme rayiç bedeli:
Ceketini beline takıp
kıvırtarak
programlarını
bitiren, Başbakan Tayip Erdoğanın
gözdesi asil Roman sanatçımız
Adnan Şenses: 5-7 bin YTL (Meğer
Şenses yıllardır
MHPliymiş de bizim
haberimiz yokmuş!..)
Çingene kızı
Güllü 2-3 bin YTL (Güllü bize kızıp
da dava filân açmasın..
Olur ya Tanzimat devrinde gâvura gâvur demek yasaklandı..
Millî Eğitim Bakanlığımız
da bir kısım
vatandaşlarımıza
karşı ayıp
oluyor diyerek sözlüklerden Çingene kelimesini çıkarttı..)
Neremi neremi? Oramı
buramı silikon göğüslü
Banu Alkanın ekran fiyatı
5 bin Dolar!..
Uzaylı uçuk
Mustafa Topaloğlu, full takım
elbise ya da 2 bin YTL
Magazin ve kadın
kuşağı
programlarında canlı
yayına çıkmak
için Kaynana Semra da sadece 1-2 bin YTL istiyormuş.
Hani şu oğlu
yüksek dozda uyuşturucu
alarak, disco-otelde şehit
(!) olan cadaloz kaynana
Abidik gubidik Öztürkün kızı
Seren Serengilin fiyatı
pek mütevazı: Saç ve makyaj
için sadece 1.000 Dolar..
Acıların
Çocuğu Küçük Emrah büyümüş;
ekran tarifesini de 15-20 bin Dolara çıkartmış.
Evet, yanlış yazmadım,
yanlış okumadınız:
15-20 bin USA Dolar1!..
Bir gözü Halepe diğeri
Şama bakan, modern ilâhiyatçı
Zekeriya Beyaz, saçlarını
siyaha boyatıp öyle çıkıyor
seyircinin karşısına..
Milliyetçi olduğundan
fiyatını
da Türk Lirası üzerinden ilân
etmiş: 2 bin YTL Artı
KDV Beyaz Hoca Katma Değer
Vergisini filân da belirttiğine
göre vergi kaçırmıyor
demektir. (Horozdan da kurban olur fetvasıyla
şöhreti artan Beyaz hoca geçen
gün bir cevher daha yumurtladı,
en kutsal bez külottur diye.. Ayıptır
söylemesi başörtüsü ile külotu
mukayese eden bu adam; bir zamanlar MHP Genel Başkanlığına
da gözünü dikmişti)
Liste bu kadar!
Hülya Avşar,
Erman Toroğlu, İbrahim
Tatlıses, M.Ali Erbil, Fatih
Ürek, Seda Sayan, Kuşum Aydın,
İbrahim Tatlıses!..ve
diğerleri..
Onların
tarifeleri de yukardakilerden daha aşağı
değildir herhalde
Zaman zaman bakanların,
başbakanın,
milletvekillerinin maaşlarını
dilimize dolarız. Yedi sekiz
milyar para gözümüzde büyür de medyadaki bu soygunu görmeyiz!
Bir M.Ali Birand, bir Ertuğrul
Özkök acaba bir bakandan, başbakandan
kaç misli maaş alıyor?..
Hiç düşündünüz mü?..
Böyle bir dünyada,Büyükşehirlerde
ancak bir aylık kira parasına
asgarî ücretle çalışan
işçileri düşünelim
bir de!..
Ülkücüler vatanın,
bayrağın bekçisi!. Bunu
herkes biliyor, kabul ediyor..
Bir de şunu
bilmeli ve aleme bildirmeliyiz ki; ülkücüler iktidar olunca bu haksız
düzene, zulüm düzenine de son verecekler! Sekiz ata bir nal, bir
ata beş nal anlayışını
imha edecekler!..

















11Ekim 2007
BİZE NE OLDU?..
7 Ekim 2007 akşamı..
Bütün televizyonlarda flaş
son dakika haberi:
"Şırnakta
on-üç şehit!.."
Arkasından
iki şehit haberi daha
Bir günde dağ
gibi tam on-beş vatan evlâdını
bölücü teröre kurban vermişiz!..
Hakkını
yemeyelim; Yeniçağ
Televizyonu hariç bütün televizyon kanalları
normal yayın akışına
devam ediyorlar.
8 Ekim 2007
Öğleye
doğru, Saat 11.30
Halen duygularımızın
ayakta olduğu, gözyaşlarımıza
hakim olamadığımız
sıcak saatler.. Tv.lere
yeniden bir göz atıyoruz:
TRT 1- Kırılma
Noktası/ Balkanlarda
TRT 2- Çocuklarda Uyku Bozuklukları
TRT GAP- Pop müzik
Kanal D- Termal sauna şort..
Sadece 135 YTL
TRT İnt-
Bademli Pilav.. yemek tarifi..
SHOW Tv- Bedava Ulaşım
kartı iptâl edilen bir şehit
annesi içini döküyor..
ATV- Süper Star Canseverin albümleri kaç adet
sattı?.
FOX Tv- Şükran
eşinin para karşılığı
nasıl kandırıldığını
anlatıyor
STAR- Tele alışveriş.Çift
motorlu, göbek yağını
eritici Ac.. inceltici kemer 129 YTL
Kanal 7- Reklâm
Kilim Mobilya
Deniz Feneri
SKY- Kuzey Iraka operasyon yapılmalı
mı? Fatih Çekirge
TRT 4- Türkü..
CNBC- Yatırımcı
Kliniği.. Dolarizasyon.. Döviz-Borsa
tahminleri
CNN Türk- Frekans programı..Keçi
sakallı, saçı
topuzlu bir oğlan .. Çizmesi
boyundan büyük Şebnem Ferahla
son albümü üzerine
HABERTÜRK- Borsada 57 bin rekoru.. Dolar 1.17yi
gördü
FLASH Tv- Özürlü olduğu
için karısı
tarafından terk edildiğini
iddia eden Hakan beyi yalan makinesine bağlamışlar..İlim
(!) yolunda saçlarını
ağartmış
seksoloji uzmanı Haydar Dümen
de ağır konuk
Kanal B- Haber
Bu kemana değer
biçilemiyor.. 550 milyon Dolar
KRAL Tv, Number One, Euro Sport, JETİX,
Cine 5, D Dream, Türk Ç, Powertürk, Mtv gibi kanalları
zaten tahmin ettiğim için
daha fazla seyretmeye tahammül edemedim
Kendi kendime soruyorum:
"Yarabbî, bize ne oldu böyle?!.."
Sanki millî iman kutuplarımız
iptâl edilmiş!..
Sanki fert fert, hepimizin sinirleri ayıklanmış,
lop et yığını
haline gelmişiz..
Akan kanın,
verilen canın borsası,
piyasası olmaz!..
O Mehmetlerden bir tanesinin bile can bedelini Dolarla,
Avroyla, altınla
ödeyemezsiniz!.
Sormadan edemiyoruz:
Gaflet mi?..
Dalâlet mi?..
İhânet mi?..
Üçü de bir milletin tarih sahnesinden silinmesine
sebep olacak çapta tehlike!..
Şehitlerimize
Allahtan rahmet, yaşayan
ölülerimize de şuur ve
basiret dileğiyle

















05 Ekim 2007
ÜLKÜCÜLÜK KENDİNİ
BİLMEKTİR-3-
Kendini bilmek, kimliğinin
farkında olmaktır.
Düşünen ve varlığının
şuurunda olan canlı türüyüz. Bu yönüyle insanlık
en geniş ortak paydamız. Fakat sadece bu sıfat,
kendimizi, kimliğimizi ifade etmeye yeter mi?
Yetmiyor!...
Çünkü Allah insanları
kavim kavim yaratmış. Yani bir milletimiz, milliyetimiz var.
Nasıl ki bitkiler âleminde binbir türlü çiçek, ağaç,
ot var ise; insanlık da milletlere ayrılmış.
Değişik dillerde, değişik milliyetlerde
oluşumuz ise, insanlık için de bir zenginlik kaynağı
Atalarımız; Bir çiçekle bahar gelmez demişler.
Gül, sevginin de sembolü çok güzel bir
çiçektir.Onun bile değişik
renk ve kokularda pek çok çeşidi var. İnsanın içinde
bir yürek yangını duygusu uyandıran al bayrak rengi gülü
pek severim. Fakat dünyada bu gülden başka çiçek bilmesek,
tanımasak; kırmızı gül bu kadar güzel ve anlamlı
olacak mıydı?
Çok yazıldı,
çok söylendi, çok tekrar edildi; hattâ sloganımız oldu,
meydanlarda haykırdık:
"TÜRKÜZ!.. MÜSLÜMANIZ!.. UYGARIZ!.."
"TÜRKÜZ, TÜRKÇÜYÜZ!.. İSLÂMIN
ERİYİZ!..
Ziya GÖKALP de, dönemindeki Türk milliyetçilerinin
duruşunu şu üç cümleyle
özetlemiş:
"TÜRK MİLLETİNDENİM
İSLÂM ÜMMETİNDENİM
GARP MEDENİYETİNDENİM
Son cümle, Garp yani Batı
medeniyetindenim sözü tartışılır. Osmanlı
İmparatorluğunun çöküşüne, yıkılışına
rastgelen 1900 başlarında bütün aydınlarımızda
Avrupa hayranlığı görülür. Çünkü onlar mağlûp
bir medeniyetin çocuklarıdır. Buna Avrupa
hayranlığı değil de, mağlubiyet psikolojisi
demek belki daha doğru.. Çünkü üçyüz yıldır hep
kaybediyoruz!.. Hep çekiliyoruz, hep terk ediyoruz!.. Ve sonunda koca
cihan imparatorluğu Hasta Adam diye anılır
olmuştur.
Bu imparatorluğun
enkazı üstünde kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti, kendini
ayakta tutabilmek için muasırlaşmayı (çağdaşlaşmayı,
modernleşmeyi) hedef tayin etmiştir. Muasırlaşma
aydınlarımız tarafından Avrupalılaşma.
Batı medeniyetine dahil olma şeklinde yorumlandı. Bence
Ziya Gökalpin formüle ettiği sözün doğrusu şöyle
olmalı:
"TÜRK MİLLETİNDENİM
İSLÂM ÜMMETİNDENİM
ŞARK MEDENİYETİNDENİM
Çünkü biz doğuyuz,
doğuluyuz!.. Köklerimiz uzak Asyada, yaşlı
kıtanın içlerinde!..
Vaktiyle TÜRK-İSLÂM
medeniyetinin izlerini üç kıtaya vurmuşuz.
Bugün de Amerikadan Avustralyaya, Avrupadan
Afrikaya çil yavrusu gibi dağılmışız.
Bir ev, bir traktör parası kazanmak arzusu ile işçi gittiğimiz
uzak diyarlarda yerleşmiş kalmışız.
Gittiğimiz her ülkede ortak özelliğimiz; teşkilâtçılığımız
Dernekler kurmuş, camiler açmışız. Toplumun en
alt tabakasından gelen ve pek çoğu yola çıkarken
yiyecek ekmeğe muhtaç insanlarımız bugün en güzel
evlerde oturabiliyor, en lüks arabalara binebiliyorlar. Pek çoğu
da işçilikten işverenliğe terfî etmiş.
Dilini, dinini, âdetlerini paylaşmadığımız,
sistemini tanımadığımız, bize yüzde yüz
yabancı bir ortamda kökleşiyor, yerleşiyor, hattâ
yeni bir vatandaş oluyoruz. Bu toplumsal gelişme Türkün
intibak kabiliyetini isbat eder.
Almanyada Almanca, Fransada Fransızca,
Hollandada Hollandaca, Avustralya, Amerika ve İngilterede
İngilizce çocuklarımızın neredeyse ana dilleri
olmuş. Annesinin, babasının öz dilini zor konuşan,
anlayamayan gençlerimizin acıklı hallerine baktıkça,
bize uyum konusunda psikolojik baskı yapan ev
sahiplerimizin iyi niyetinden şüphe etmeye başlıyoruz.
Onlar "uyum" değil,
eritme peşindeler!..
Erimemizi, yok olmamızı,
onların için içinde kendilerinden farksız bir şekil
almamızı istiyorlar.
Yani dilimizi kaybetmemizi istiyorlar
Yani dinimizi terk etmemizi istiyorlar
Her doğan çocuğumuza
vatandaşlık da verseler; değil mi ki isimleri Ali,
Alper, Mehmet, Oğuz; Ayşe, Ülkü, Fatma, Gökçen
kendilerinden saymıyorlar!..
Acaba insafsızlık
mı ediyorum, yanlış mı görüyorum?.. Şüphesiz
daha insanca düşünenler, Türkü müslümanı da
kendileri gibi insan sınıfına koyanlar da vardır
muhakkak. Fakat umumî politika bize etrangé bir acayip tuhaf
yaratık, hilkat garîbesi nazarı ile bakıyor.
Cemil Meriç kırk
yıl evvelinden söylemiş:
"Bütün Kuranları
yaksak, bütün camileri yıksak Avrupanın gözünde yine
Osmanlıyız! Osmanlı, yani İslâm!..
Ülkücülük ne olduğumuzu,
kim olduğumuzu şuurlu bir şekilde idrak ederek;
kimliğimize, kültürümüze sahip çıkmaktır.Bu
bakımdan ülkücülük en temel insanî sorumluluğumuz,
birinci vazifemizdir.
Türk doğduk, Türk
öleceğiz!
Kıyamete kadar da Türk
kalacağız!
Fakat, kuru lâfla ülkücülük bağdaşmaz!
Ülkücü her şeyden
önce bir iman ve hareket adamıdır.
Ülkücü sözde değil.
Özde Türktür!..
Türklüğünü ve
Müslümanlığını iliklerine, hücrelerine, kanındaki
alyuvarlardan saçının tellerine kadar kuvvetle hisseden ve
bu hissiyatınan şeref duyan ülkü erleri!.. Bozkurt bakışlı
yiğit gençler!
İslâm Çıngı, Mustafa Kırık,
Yusuf Tüysüz, Engin Eryiğit, Tolga Türköz, Gencebay Çakar, Oğuzhan
Mutlu, Emrah Bala, Erkan Güngörmez, Harun Yusuf Kırık,
Ümit Güme, Rıza Ermenek, Mustafa Çağlayan, Erol Uçar,
Fatih Mermer, Cihan Şahin, Hüseyin Çoban, Rıdvan Nacak,
Selim Şahin, Hamit Çalışkan, Mehmet Ali Aktulum,
Muhammet Bebek, Uğur Bozkurt, Hakan Kuşluk, Alperen
Sarıyusuf, Kürşat Çelik, Burak Ören, Mustafa Bircan,
İsmail Sekmen, Mustafa Tatar, Ferhat Solmaz, Samet Tekeli, Bilal
Şahin İlkay, Lokman Nacak, Fatih İpek, Metehan Güçlü,
Alperen Güçlü, Oğuzhan Güçlü, Mehmet Ali Gezici, Onur
Bozkurt
ve daha sayamadığım, fakat sevgilerini yüreğimde
taşıdığım daha niceleri!..
Umut fidanlarımız!..
Paris benim için sizinle güzel, sizlerle anlamlıydı..
Sizlerle seviniyor, sizlerle kıvanıyor,
sizlerle gurur duyuyoruz!.Sizlerle ümitleniyoruz!..
Sizlerle önümüz açık..
Sizlerle geleceğimiz aydınlık!..
İyi ki varsınız!.
Çok iyi biliyorsunuz, unutmayın:
ÜLKÜCÜLÜK KENDİNİ
BİLMEKTİR!.

















28
Eylül 2007
ÜLKÜCÜLÜK KENDİNİ
BİLMEKTİR-2-
Bizi, kendimizi aşan bir gayeye
bağladığı ölçüde maddî refahın
kıymeti var..
Bizi kendimizden kopardığı,
uzaklaştırdığı zaman maddî terakki değerini
kaybediyor.
Pariste, Clichy Sous Bois-Gagny Ülkü Ocağında
tanıdığım genç arkadaşlardan Kayserili Ali
BOZKUŞ şöyle bir lâf etmişti:
"Hocam, bizim köyde, Çiftlikte, cebinde yüz lirası
olan kendini Allah zannetmeye başlıyor. Niye böyle ki bu
insanlar?
Alinin doğru dürüst tahsili
yok. Dinî bilgisi de şöyle böyle idare edecek kadar..
Fakat Ali hayat mektebini iyi okuyor. Gerçeklere gözü kapalı
değil. İçi-dışı bir olduğu için de
gördüklerini, düşündüklerini dobra dobra söylüyor.
Kendini bilmeyen insan işte böyle
olur: Paranın gücüyle kendini Tanrı gibi hissetmeye
başlar. Sapıtır ve
sapıttığının farkına da varamaz.
Kendini bilmek, basit iki kelime gibi geliyor insana ilk anda..
Fakat öyle değil..
Kendini bilmek; bir bakıma insan
olduğunun farkına varmak
Önce kendimizi diğer
canlılardan ayıran temel farklılıkları düşünmemiz
lâzım.
Daha sonra hemcinslerimiz arasındaki
farklarımız neler?.. Dilimiz, dinimiz, tarihimiz, dünyaya
bakışımız, şiirimiz, türkümüz,
şarkımız, yemeklerimiz, sofra adabımız, damak
zevkimiz, düğünlerimiz, cenaze merasimlerimiz, bayramlarımız,
eğlencelerimiz, ağlamamız, gülmemiz, mizah anlayışımız,
ikramlarımız, gelecek tasavvurumuz
Velhasıl
kısaca; kültürel kimliğimiz üzerinde düşünmek
zorundayız.
Ne olmadığını
bilirsen eğer, ne olduğunu fark edersin.
Derinliğine kendi
varlığımız, kimliğimiz üzerinde düşünmek;
aslında başkalarını da daha iyi anlamaktır.
Kendi kimliğini seven, sayan,
kendine saygısı olan insan; başkalarına da
saygı duyar. Bu bakımdan, millî kimliğini hissetmek
anlamında milliyetçilik; insanlar ve toplumlar arasında
kavga değil, barış sebebidir.Çünkü nereye giderseniz
gidin; her yerde şahsiyete hürmet görürsünüz. Ne idüğü
belirsiz, aşağılık kompleksi içinde kıvranan
ve rakibine hoş görünmek için kendini hor görenler acınacak
zavallı tiplerdir. Kendi milleti aleyhine kullanılmaya müsait
bu ezik-bozuk-siliklere dikkat etmek lâzım.
Ülkücülüğü sadece bir siyasi
misyona taraftarlık gibi anladık ve anlattık. Halbuki
ülkücülük çağımızın en önemli meselesi olan
kimlik konusunda kesin çözüme varmak, rahatlamak, huzur duymaktır.
Kendini tanıyan kendine güvenir. Kendini tanımak, kendine güvenmek
mutluluğa atılan ilk adımdır.
Kendini bilmek bilgelerin, peygamberlerin nasihatıdır.
Bakınız büyük gönül adamı, Allah âşığı
Yunus Emremiz yedi asır evvelinden nasıl seslenmiş:
"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen
Ol nice okumaktır
Hayatına, eserlerine ve çilesine
bakarak; kimilerinin Kuranda ismi zikredilmeyen peygamberlerden
birisi olarak kabul ettiği Sokrates de insanları Kendini
Bilmeye çağırıyordu.
Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (A.S.) buyurdu ki:
"Kendini bilen Rabbini bilir!"
Rabbini bilen de kendini bilir!..
İşte gerçek ülkücülük de kendini bilmek, kendini
bulmak ve hayatını kimliğine uygun tanzim etmekle
başlar.
Rabbim mübarek oruç ayı hürmetine
bize bizi bilmeyi, Türkçe ve İslâmca duymayı, düşünmeyi,
yaşamayı nasip etsin!
Kimlik ve kendini bilmek üzerine düşünmeye
devam edeceğiz.
Devam edecek
23 Eylül 2007
ÜLKÜCÜLÜK KENDİNİ
BİLMEKTİR-1
Allah insanı
eşref-i mahlûkat olarak yarattı
Yani yaratılmışların
en şereflisi, en üstünü
Diğer
canlılardan farklı olarak, insanoğluna akıl verdi,
irâde verdi, şuur verdi
Hayvanlar gibi başıboş
salıvermedi. Ormanlar kralı arslandan tutun da, kurnaz tilki,
şebek maymun, sadık köpek; hiçbir hayvan Yahu biz bu
dünyaya niçin geldik? diye sormazlar. Keza ekmeğimiz olan
buğday, gönlümüze ferahlık veren gül, odunumuz-kitabımız-evimiz-mobilyamız
olan çam, meşe, gürgen, ceviz ağaçları da bu soruyu
sormuyorlar. Cümle bitki ve hayvanlar; beslenme ve çoğalma içgüdüleriyle
yaşayıp giderler. Tabii hepsinin tabiat ve kâinattaki
dengeyi korumak için, onların fark etmedikleri
yaratılış hikmetleri vardır.
Yaradılışının
hikmet ve gayesi üzerinde düşünebilen yegâne varlık;
insan
Bu bakımdan
verdiği iman ve akıl nimetleri üzerine Yüce Yaratanımıza
ne kadar şükretsek az gelir.
Eşref-i mahlûkat,
varlıkların en üstünü, en
şereflisi olarak yaratılmanın da elbette bir bedeli
var: Allaha kul, Habîbine ümmet olmak.
Yüce dağların,
mermer kayaların bile yüklenmeye cesaret edemediği
ağır, hem de çok ağır bir sorumluluk: Allaha
kul olmak!..
İlmin
ve tekniğin zirveye çıktığı bir çağda
yaşıyoruz. Öyle ki televizyon, telefon ve internet; zaman
ve mekânı dünya çapında ortak yaşanır hale
getirdi.Zaman kısalıyor, mesafeler siliniyor, en mahrem
konuşmalarımız bile birileri tarafından dinleniyor,
kaydediliyor.Bir düğmeye basmakla milyonluk koca şehirler
aydınlanıyor.Üçyüz kişinin el ve kol gücüyle üç
yılda bitiremeyeceği
dev inşaatlar, ağır iş makinaları sayesinde
üç ayda tamamlanabiliyor.Hayatımızı
kolaylaştıran bunca ilerlemeye, gelişmeye rağmen
insanoğlu bir bunalım çağı yaşıyor.
Akıl ve ruh sağlığımızı tehdit eden
asabî rahatsızlıklar azalmıyor, çoğalıyor.
Akıl hastaneleri, psikiyatri klinikleri, dolup taşıyor.
Psikologlar terapi talep eden müşteri randevularına
yetişemiyorlar. Onca kişisel gelişim
yayınlarına, rehberlik hizmetlerine rağmen dolu
çalışan psikologlar, gazeteleri-dergileri dolduran Güzin
Ablalar bizi düşündürmüyor mu? Hayat
şartlarımızdaki kolaylık, mutlu olmamıza
yetmedi.
Bu bir çelişki
gibi görünse de, maalesef çağımızın gerçeği:
Topyekün bir cinnet yaşıyoruz!
"Kimim ben ve neyim? Bu hâl neyin
nesidir?!."
Sormuyoruz
Nereye gidiyoruz?..
Görmüyoruz!..
Mekteplerden diploması,
hocalardan icazeti yoktu belki
Fakat Türk-İslâm geleneğinden
süzülen iman ve irfan, halk ozanlarımıza ilham veriyor,
onlar bu soruları soruyorlar, cevaplarını da çok rahat
veriyorlardı:
"Düşün
bu dünyaya ne için geldin?
Nerede eğlendin,
nerede kaldın?
Ne zaman eğlendin,
ne zaman güldün?..
Daha iki yıl
önce, Ağustos 2005te kara toprağa emanet ettiğimiz,
Çukurovanın yanık yüzlü evlâdı, bir çiftçi
çocuğu, halk âşığı Abdülvahap KOCAMAN bile
daha gençlik çağında bu soruları soruyor, gençlerimize
şöyle sesleniyordu:
"Türk gençliği!..
Budur size hitabım:
Seni yoktan YARATANdan örnek al!
"İkra
diyor, oku benim kitabım;
Oku, öğren,
sen KURANdan örnek al!
Hayat; yemek, içmek, çiftleşmekten
ibâret değil
Hayat; ev, araba, para, makam, mevkî, şöhret
sahibi olmaktan da ibâret değil
Dünya nimetleri; dünyada mutlu yaşamamız
için elzemdir. Beslenme, barınma, çoğalma zarurî
ihtiyaçlarımız
Fakat konfor, rahat, eğlence esas
hedefimiz değildir. Asıl ve asil hedefimize giden yolda
bunlar belki birer vasıta olabilir.
Bitmedi
Bu konuda daha söyleyeceklerimiz
var
Devam edecek
BİSMİLLAH
Tam çeyrek asır
öncesi de böyle başlamıştım yazmaya
"Besmeleyle
çıktım
yola
Selam verdim sağa
sola
diyerek.. Umutla, inançla, imanla,
heyecanla
Ülkücü olmanın
verdiği zaptedilmez coşkuyla!..Antalyada İhsaniye Köyü
İlkokulu Kitaplık ve Yayın Kolu Bülteni, Fransada
ise Romans (26100) Türk Okul Aile Birliği Yayını
olarak devam ettiğim TOMURCUK toplam 99 sayı çıkabildi.Dalya
demek, yüzlemek nasip olmadı.Belki bunda da güzel bir tevafuk
vardır diye teselli bulmuşumdur: Malûm doksandokuz deyince
Esma-ül-Hüsnayı, Allahın güzel isimlerini hatırlarız.
Dile kolay; tam yirmibeş yıl sonra, hem de
yine bir güz günü, bıraktığım yerden yazmaya
devam edeceğim. O zamanlar teknik ve maddî imkânlarımız
çok kısıtlıydı. TOMURCUK binbir zahmetle elde
hazırlanıyor, üç-beşyüz arasında fotokopi ile
çoğaltılıyordu.Şimdi ise bilgisayar
dediğimiz sihirli alet sayesinde sesimizi bütün dünyaya
duyurabiliyoruz. Arayan, özleyen, merak eden herkesin bir
şekilde bize ulaşması, sesimizi duyması mümkün
Yani
tiraj kaygımız yok
Zaten tiraj için yazmayacağız..
Şöyle desinler, böyle desinler diye de yazmayacağız
Otuz üç yıllık
eğitimcilik ve kâlübelâda kader hattımıza
işlenmiş ülkücülük sıfatımızın tecrübesi
ile, aklımızın ve yüreğimizin sesine kulak
vermeye çalışacağız. Âkil adamları örnek
alacağız, fakat vicdanımıza danışmadan
tek kelime etmeyeceğiz.Gençlere ders verir gibi konuşmayacağız;
çünkü gençlerin şunu şöyle yap bunu böyle yaptan
pek hoşlanmadıklarını biliyoruz. Daha çok akıl
satmayacağız, halleşeceğiz, sohbet edeceğiz.
Eskiler derlerdi ki; "Hâl ile göstermek kaâl ile anlatmaktan
evlâdır.
Gençlerin anlayacağı
dille; hayatımızla, yaşayışımızla
örnek olmak sözle anlatmaktan daha faydalıdır. Zaten özü
sözü bir olmayanın sözü de tesir etmez. Denizin üstüne yazı
yazar gibi emeği boşa gider. Halimizi kaâl ile ifade etmeye
çalışacağız.
Öncelikle gurbeti olmayan gurbetçi gençlerimizi hesap ederek yazacağım.
Fakat; Ben kendime gurbet oldum // İçim gurbet, dışım
gurbet diyen halk şairimiz gibi, yazdıklarım hepimiz
için carî şeyler olacaktır. Çünkü küresel medya
bombardımanı ile dünyanın hemen her yerinde aynı
problemleri yaşıyoruz. Belki biraz şiddeti, dozu
değişiyor.
Başta sevgili
başkanımız Hacı Şuayip Çıngı olmak
üzere; Goussanville Türk-Fransız Dostluk Derneği yöneticilerine
beni tekrar yazmaya teşvik ettikleri için teşekkür ederim.
Belki bana esaslı itimat ettikleri için internette ilân etmişler:
Hasan Tülkay hocamız da aramızda diye.
İnşallah güveninizi boşa çıkartmayız. Nasip
olursa her hafta, hattâ fayda mülâhaza edilirse her gün www.francoturc95.com
için yazacağım.
Bir Çinli bilge "Çok bilenler konuşmaz,
çok konuşanlar bilmez! demiş.
Ben de ağzı
açılınca çok konuşanlardan biriyim
Hatıralar
ışığında nefesimizin yettiğince
konuşacak, konuşur gibi de yazacağız.
"Bismillâh!." demek için bu kadar yeter
Yüce Rabbimiz mübarek Ramazan ayının
rahmet ve mağfiretinden hepimizi nasiplendirsin!.
Her daim Allah, yâr ve yardımcımız
olsun!