E-Posta                                                                                                 TÜRKLERİN KÜLTÜR SİTESİ  

Türk Federasyon ve bağlı tüm dernekler, acı günde tatlı günde tüm yıl boyu Türk vatandaşının yanındadır, Türk Federasyon Goussainville Türk Fransız dostluk derneği, yeni dönem çalışmalarına başlamıştır, her türlü resmi işlerinizde yanınzdadır, TÜRK VE FRANSIZCA DİL KURSUMUZ BAŞLAMIŞTIR, ANPE den gelen yeni katılımcılar için  kayıt almaya devam ediyoruz. Goussainville ve çevresindeki tüm Okullarda türkçe tercümanlık çalışmalarımız devam ediyor
Ocak videolari
Çizgi  Filimler

Veda Hutbesi

Özlü sözler

Basın: Türk Fransız

   

 
Resim Galerisi
Fransizca dil kursu
Türkçe Fransızca sözlük

 

OĞUZ KAĞAN'IN DUASI
 

 

 

 

 

 


 Hasan TÜLKAY

 

BUGÜN-YARIN, ŞÖYLE-BÖYLE DERKEN
ÖMÜR BİTİYOR ERKEN
Farkında mıyız gerçekten?..
Ömür ne çabuk geçiyor
Önümüze değil, ardımıza bakmaya başlayınca…
Yapamadım, edemedim kaygıları…
Pişmanlıklar, sevinçler, hüzünler…
Jet hızıyla geçen günler….
 
“PARASIZ, AVRATSIZ, İMANSIZ VE SIHHATSİZ
BIRAKMA BİZİ ALLAH’IM!...”
Genç Ülkücüler Teşkilâtı (GÜT) zamanından
Yani kırk yıllık ağabeylerimizden
Çetin Ahmet demişti ki bir gün:
“Her zaman şöyle dua ederim:
Allah’ım!..
Kimseyi parasız, avratsız ve imansız koyma!..”
 
Düşündüm ki pek doğru!..
Namusumuzu, şerefimizi, haysiyetimizi
Muhafaza etmek için bile
Üçüne de muhtacız!..
 
Diyebilirsiniz ki:
Şerefsiz milyonerler yok mu?..
Gül gibi helâli evinde beklerken
Gözü dışarıda olanlar yok mu?..
Beş vaktine dakik olan
Haram yiyen tüccar yok mu?
Olmaz olur mu?..
Hem de pek çok…
Böylelerinin imanını sorgulamak gerekir…
 
Ahmet Çetin abinin duasını
Bir madde ilâve ile tekrar ediyorum:
 
Yarabbî!..
Kimseyi parasız, avratsız, imansız ve sıhhatsiz koyma!..”
 
DERT ÇOK, DERT ORTAĞI YOK…
Akşam Ahmet Ceylân abi telefon etti…
Belki bir saatten fazla konuştuk, dertleştik, halleştik…
“Dert çok, hemdert yok” noktasında düğümlendik…
“Çok komplocu millet olduk… Her yanımız tuzak…
Muhsin Yazıcıoğlu’nun hakikaten bir komploya
Kurban gittiğine  inanıyor musun?..” diye sordu bana…
Daha dün gördüğüm, beni ağlatan bir rüyâmı anlattım cevaben…
(Anladım ki Muhsin Başkanıma minnet borcumu ödeyememişim…)
 
PARASIZLIK DA, ARABASIZLIK DA KÖT܅
 
Musa Talay kızı gelin etti…
Damat Salihlidenmiş…
Düğüne gidemedim…
Mahçubiyetimden telefon da edemedim…
 
“ADNAN BİZE NE OLUYOR?!..”
Ekmek Teknesi’nin Herodot Cevdet’i derdi ya:
“Bu soru beni aşar, erbabına müracaat etmek lâzım!..”
İnternetle alâkalı bir mevzuyu danışmak için
Avea’dan bizim Adnan’ı aradım…
Adnan “bizim çocuklar”dan ve kayınçımın da mektep arkadaşı…
Ne zamandır görüşmüyorduk…
Bu telefonlaşmamız sırasında öğreniyorum ki;
Abisi Fatih Eroğlu beş aydır Antalya’da,
Beş yıldızlı diyebileceğimiz bir özel hastanede
Ciddî bir tedavi görmektedir…
Fatih Eroğlu da Ocak arkadaşlarımızdan…
Meslektaşız!..
Ülküdaşız!..
Gurbet yoldaşıyız!..
Haydi Antalya Büyükşehir, duymadık diyelim…
Ben bu beş ayda belki onbeş defa Bucak’a gittim geldim…
Bucak’tan gelenler de oldu…
Fakat hiç Fatih’in Antalya’da hastanede yattığı
Mevzu olmadı…
Fatih’i aradım, cepten epey sohbet ettik:
Çok şükür morali iyi…
Sabır, teslimiyet ve tevekkül içinde…
Üstelik; umutlu, iyimser…
Müslümana yakışır tavır..
 
“ARAMIZDA KALSIN, KİMSE DUYMASIN….”
(Bir sırrımı fâş edeyim:
Sene 1977..
Fatih beni Cebeci’de,
“parça” film gösteren bir sinemanın çıkışında yakaladı…
(Sinemanın adı Gölbaşı’ydı galiba.. Acem 51 Çayevi’ne yakın)
“Ne yapıyorsun burada?..”
Ben de suçüstü yakalanmanın mahçubiyetiyle, yüzüm kıpkırmızı;
“Sosyolojik inceleme yapıyorum” dedim…
Sonradan öğrendim ki;
“Sosyolojik inceleme”lerini Bent Deresinde gerçekleştiren
Nice eğitimci ülkü devi ağır ağabeyler varmış…
Bizim “sosyolojik inceleme” masum kalırmış…
Riyakâr ahlâkımızı sorgulayan
Müstakil bir yazı yazsam mı acaba?..”
 
GÖLE MAYA ÇALIYORUZ
Hanımın üye olduğu GÖKALP yapı kooperatifinden,
Benim üye olduğum KEPEZ ALTINŞEHİR’den
Taahhütlü Mektuplar geldi, para istiyorlar…
Enflasyonu, maaşları esas alarak bir hesap yapsak
Yatırdığımız paranın bugünkü değeri,
En az bir yıllık kazancımıza denktir herhalde…
Yıllardır “tahsis, mahkeme, zilliyet, 2-B, Üstbirlik”
Kelimeleriyle süregelen bir yılan hikâyesi…
Netîceden kimse emin değil…
Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması gibi…
Ya tutarsa deyip, beleşten daire rüyası görenler de var,
Benim gibi ümidini kesenler de…
Yatırmasak, hukukî takip yapılamayacak…
Yatırdığımız, emeğimiz, beklentimiz hepten güme gidecek…
Yatırayım desek; para yok, borçlanmamız gerekecek…
Velhasıl, iki ucu da boklu bir değnek…
Antalya’da bizim gibi kaç yüz, hatta kaç bin
Kooperatifzede vardır acaba?
Hatunla istişâre ettik:
Üç bin lira verene iki kooperatifteki hakkımızı devredeceğiz..
(Hayatımın en yanlış kararlarından birisi de
Bir kooperatife kurucu üye olmamdır…)
 
PARAN VARSA YARIN GEL
PARAN YOKSA ON AY SONRASINA SIRA AL
AZRAİL'İ BEKLE
Hanım Tıp Fakültesine abone oldu…
Randevular… muayeneler… tetkikler… tahliller… raporlar…
Kan ver, idrar ver, sonuç al… Tansiyon ölçtür… İlâç değiştir…
Şubat sonu mu, Mart başı mı; Nöroloji’den MR-Anjiyo istenmiş..
Aralık sonuna randevu verilmiş…
Dışarıda da yaptırabilirsiniz denilmiş..
 
Anadolu Hastanesine gittik…
960 YTL istediler…
Yani hanımın bir aylık emekli maaşı…
 
Neyse, onun da daha ucuz çaresini bulduk:
200 Lira mesai dışı öğretim üyesi katkı payı yatırdık,
Özel hasta olduk, MR-Anjiyo tetkikini yaptırdık…
 
Paran yoksa randevu on ay, hatta bir yıl sonrasına…
Sıraya gir, ölümü, ya da yatalak kalmayı bekle…
Paran varsa, bastır parayı, özel hasta ol; sıra bekleme…
 
Devletin emekli memurunun
İmralıdaki eşkıya başı kadar değeri yok…
İcabında Aponun basurunu almaya,
Dört kişilik uzman tıbbiye ekibi gider ayağına…
Sen hastane koridorlarında sıra beklersin…
Aylar sonrasına randevu alabilirsin…
 
Hastane mi?..
Allah eksik de etmesin, muhtaç da…
 
BİZİM ÖRGÜT - KKK
Kayseri eski Vakıflar Bölge Müdürü
Yeni Kayseri Büyükşehir Belediye Yayın Danışmanı
Mehmet Çayırdağ Antalya’da…
Dün hemşerisi Ahmet Kaplan ağabeyle beraber
Bizim dergâhta buluştuk…
TODAY Bürosunda…
“Örgüt” hatıralarını dinledik…
Gülmekten kırıldık…
 
Bazı adamları işletmek için,
Gırgır şamata bir örgüt kurmuşlar…
Birçok üst düzey bürokrat, iş adamı
“Vatanın kurtuluşu” için seferber olmuşlar…
Örgüt, 12 Eylül döneminde bile devam etmiş…
Adı da KKK Örgütü…
Sakın ola PKK ile filân karıştırmayın…
Bu örgüt (!) vatansever kuvvetlerin örgütü…
Çayırdağ anlatırken hepimiz yerlere yattık…
Gülmekten öldük..
“Abi dedim; yaz bunları…
Adı da BİZİM ÖRGÜT-KKK olsun…”
Tam Aziz Nesinlik hikayeler…
Keşke yazsa da, hep beraber okusak, gülsek…
 
Çayırdağ sohbeti noktalarken şükrediyordu:
“Yahu o zamanlar iyi ki;
Cep telefonları icat edilmemiş,
Bugünkü kadar gelişmiş dinlemeler yokmuş…
Yoksa Ergenekon’dan beter olurduk vallahi…”
(KKK Örgütünün şifresini çözene hediyem var)
 
BEYNİMİZ KAYNIYOR
Antalya dehşetli sıcak…
Ne okuyabiliyorum, ne yazabiliyorum…
Sıcak iklimin baydırıcı ve caydırıcı etkisinden
Hanım birkaç günlüğüne kurtulacak…
Yaylaya, Dinar-Uluköy’e gidecek kayınpederlerle…
Ben de TRİON Tasarımda
Fransa TÜRK-FEDERASYON Takvimleri üzerinde
Çalışacağım bir süre Bilge ile beraber…
 
NE MENFAATİN VAR BU İŞTEN?..
Hiçbir menfaatim yok…
Sadece manevî tatmin…
Sanki bir şey yapıyorum duygusu…
Bizim için ülkücülük particilik değil…
Bizim için ülkücülük lâf ebeliği değil…
Vatan millet için samimiyetle çalışmak…
Daha akıl baliğ olmamış, bizim gibi ahmak
Kelaynak nesli tükenmemiş…
Kimileri vatan için apartmanlar diker, köşe kaparken
Kimileri de düşünüyor, yazıyor…
Boşu boşuna (mı acaba?)
 
CUMA NAMAZINA GİDEN KOMÜNİST Mİ OLUR?
Olmaz!..
Olamaz!..
Çünkü komünizmin fikir babası Karl Marx’a göre;
“Din halkları uyuşturan afyondur.”
“Tanrı insanı değil, insanlar Tanrı’yı yaratmıştır…”
Böyle inanan birinin camide, cumada işi ne?..
Buna rağmen talebelik yıllarımızda
Onlar komünist, biz faşisttik…
1970’li yıllar…
O kamplaşma ortamında etiketlemek, yaftalanmak kolay,
Düşünmekse zor geliyordu.
Kader bizi 12 Eylül 1980’den sonra
Aynı okulda, ortak görevde buluşturdu…
Topallı Köyü Yukarı Mahalle İlkokulunda çalıştık…
Ben bekârım…
Müdür Odasında yatıp kalkıyorum…
Fahri Hoca evli, lojmanda kalıyor…
 
KASATURANIN ÖNÜ DE KESİYOR ARDI DA
Asker düdük çalmış…
Sağ-sol kavgaları, cinayetler, saldırılar durmuş…
Siyaset süresiz tatile girmiş…
Partiler, ocaklar, dernekler, vakıflar, sendikalar kapatılmış…
Çoğu genç, delikanlı, talebe, öğretmen, dernek başkanı, sendikacı, yazar…
Onbinlerce insan sorgusuz sualsiz karakollarda, mahpuslarda, işkencede…
12 Eylül gününe kadar yanına yaklaşılmaya korkulan
Örgütçü gençlik liderlerinden firarî olanlar
Kaçacak delik arıyorlar…
 
İşte bu ahvâl ve şeraitten dahi ders almayan;
Bizi vuruşturan güçle bugün zindanlara tıkan gücün
Aynı olduğunu fark edemeyen bizler…
Yine birbirimize soğuk ve şüpheli nazarla bakıyoruz..
Fahri hoca beni şikayet etmiş:
Çocuklara Bucak Ülkü Ocakları damgalı,
Bozkurt resimli kitaplar dağıtıyor, okutuyor diye…
Bereket muhtar Halk Partili olmasına rağmen
Şikayete çanak tutmadı…
Nihayetinde Anadolu köylüsü….
Kitaplara şöyle bir bakmış;
Diyanet Çocuk kitapları…
“Ne var bunda, çocuklar dinini diyanetini öğrensin…
Yalnız bu Türkeşçi mühürünü karala…
Kurt resminin üstünü de kapat…
Dağıtırsan çocuklara öyle dağıt…”
Böylece Anadolu köylüsünün, muhtarın feraseti ile
İş büyümeden kapatıldı…
Mesele dallanıp budaklansa, bir gözaltına alınsak…
Salınsak da belki eve sakat döneceğiz…
Belki işimizden, ekmeğimizden olacağız…
Vazifemize dönemeyeceğiz…
(Muhtar sağ ise ömrüne bereket,
Öldüyse mekânı Cennet olsun!..)
 
Halbuki Fahri hocayla Cumalara beraber giderdik…
Cuma bazen mesai saatlerine denk gelir,
Yine de yayan yapıldak
Nerdeyse bir saate yakın yürüyerek
Cumamız eda ederdik…
Bazen traktörlere binerdik…
 
Fahri Hoca (Karataş) Gündoğmuşlu fakir bir köylü çocuğu…
Ben de Bucaklı fakir bir köylü çocuğuyum…
Sınıfsal konumumuz aynı…
İkimiz de aynı secdeye baş koyuyoruz…
İkimiz de mesâî saatini ihlâl ederek, aynı suçu işliyoruz…
Birbirimizi hasım görmek niye?..
 
O GÜNLERİ GÖREN BUGÜNLERİ ARAR
Topallı Antalya’nın merkez köyü…
Topallı’da elektrik yoktu, gaz lâmbasıyla aydınlanırdık…
Topallı’da çeşme yoktu, suyumuzu kuyudan çekerdik…
Topallı’da doğru dürüst yol yoktu, araba yoktu, ulaşım yoktu…
Buna rağmen sabrımız vardı, inancımız vardı, umudumuz vardı…
Elektrik olmayınca traktörden indirme aküyle çalıştırırdık teybi…
Kör Hasan’ın oğlu Hüseyin’le
Ozan Arif, Abdülvahap Kocaman kasetleri dinlerdik…
Devir 12 Eylül, Ozan Arif kaçak.. Ozan Arif yasak!..
 
NE SEVİNDİM BİR BİLSENİZ!..
Bacımı ziyaretten dönerken yolda karşılaşıverdik Fahri Hocagille…
Ülkü yenge hiç değişmemiş…
Kızı gelin etmişler; İzmir’e gitmiş…
Oğlan Hasan üniversitede okuyormuş…
Emailini istedim:
“Hocam hasenhaben dedi…
Matematik öğretmeni olacak..
Fahri hoca hesap kitap adamıdır…
Aileye Matematikçi yakışır…
Emekli olmuş Topallı’ya, köye yerleşmiş…
Şimdi köyde kalan öğretmen de kalmamış…
Kaç yıl oldu görüşmeyeli?!..
Ömrünüz uzun, nesliniz ve kazancınız bereketli olsun Fahri hocam…
 
Bizim için ülkücülük; hayattan Türkçe ve insanca ders almak…
Bizim için ülkücülük; adam gibi adam olmak…
 
Mustafa Önden hoca telefon etti:
Çocuklu arkadaşım, emekli Matematikçi...
Saat 12..00’de
Akbank Şarampol Şubesi önünde buluşacağız…
Bugünlük bu kadar…
 
Velhasıl rutin denmezse
Yazılacak çok şey var…
Hayattan çıkarılacak dersler var…
Fakat hava sıcak, zaman dar!...
 
Hasan TÜLKAY 18 Haziran 2009 Perşembe-ANTALYA ANTALYA 

 

 

                      Ana sayfaya dön