|Belgeler Menu|
| 3 Mayis | |Alparslan Turkes ve 12 Eylul|

3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ


3 Mayis 1944 Tarihli Gösteriler ve Dava:
Kenan Öner 1944 Davasi ile ilgili sunlari söyler : "Bu davanin temeli N. Atsiz'in zamane basvekiline hitaben Orhun mecmuasinda yazdigi açik mektupla ,1944 senesi Nisan'inda atilmis ve bundan dogan infial ile icat edilen irkçilik ve Turancilik davasinda memleketin havasini ifsat eden iskencelerle çatisi örtülmüs bulunmaktadir" . Bu davanin baslamasinda H. Ali Yücel'in 1934 tarihli "Türk Edebiyatina Toplu Bir Bakis" kitabinin Atsiz tarafindan elestirilmesinin intikamini almak istemesi de etkilidir .
Tarihte 3 Mayis olaylari adiyla anilan olaylar Nihal Atsiz'in, hakkinda açilan dava için Ankara'ya geldigi sirada baslamistir. Bu tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde N. Atsiz'a sevgilerini belirtirler. Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydani'na dogru yürüyüse geçmisler burada millî marslar söylenmis ve komünizm aleyhine sloganlar atmislardir . Kafile Ulus Meydani'ndan sonra Basbakan Sükrü Saraçoglu ile görüsmek istemisse de bunda basarili olamamis, miliyetçi gençlerin gösterileri hükûmet tarafindan siddetle önlenmistir. Bu gösterilerde tutuklanan üniversiteli gençlerin sayisi 165 olarak tespit edilmistir .Ancak gençligin bu masum hareketi devrin millî sefine bir ihtilâl olarak intikal ettirilir. H. Ali Yücel, Nevzat Tandogan ve F. Rifki Atay üçlüsünün gayretleriyle irkçilik ve Turancilik adi verilen milliyetçilik düsmani dava ortaya çikarilmistir.
Bu gösteriye kadar Türkiye'de yapilan bütün nümayislerde hep hükûmet parmagi bulunmustu. Turancilik davasinin magdurlarindan Alparslar Türkes'in konuyla ilgili tespiti su sekildedir; "Bunlar millî sef ve onun gözde Millî Egitim Bakanina nasil gösteri yapabiliyorlardi ? O zamana kadar millî sefin müsaade etmedigi hiçbir gösteri yapilmazdi. Demokrasi....Hürriyet...Esitlik...Gençlik... bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarinda hep parad palavralardir. Halkin alkislari, gençlikten çikacak "yasa" naralari kayitsiz sartsiz Inönü'nün tekelinde kalmalidir . Esasinda 3 Mayis olaylari, II. Dünya Savasi'nin seyri ile alâkalidir ve dönemin hükûmetinin Almanlara karsi üstünlük kuran Ruslara Türkçüleri feda ederek bir siyasî rüsvet vermesi olayidir.
Türkiye Ruslara karsi ,yalnizlik içinde karsi koymaya çalismaktadir. 3 Mayis 1944 durusmasi o sirada tam aranilan firsat olarak degerlendirilir. Türkçüler üzerinde siddet uygulanarak Ruslar bir sekilde memnun edilmeye çalisilir .
3 Mayis'ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip toplanir ve tutuklanir. Millî sefin sahsî emriyle saldiranlara zerre kadar merhamet tanimamislardir. Milliyetçi gençler kiyasiya dövülür. N Atsiz'da ayni gün durusmadan çiktiktan sonra polis tarafindan gözaltina alinir. Alparslan Türkes anilarinda bu olaylari su sekilde anlatmaktadir; " 3 Mayis 1944 günü heyecanla sokaga firlayan gençler kiyasiya dövüldüler. Kafalari yarildi, gözleri patlatildi. Bazilarinin kollari, kaburgalari kirildi" .
19 Mayis 1944 Nutku ve Sonrasi
Gösterilerin ardindan tutuklanan onlarca gencin ailesi yaklasan 19 Mayis Gençlik ve Spor Bayrami'ndan umutludur. Gençlik Bayrami'nda bir yigin masum gencin, bayrami zindanlarda geçirmesine millî sefin gönlü razi olmayacagini sananlar çoktur. Öyle umulur ki Inönü, 19 Mayis'in nesesini bozmak istemeyerek ve bir emirle zindanlarin kapilarini açtiracak ,manasiz bir sebeple tutuklanmis aydin gençleri hürriyete iade edecektir.
Millî Sef, Cumhurbaskani Ismet Inönü, gençleri ve ailelerini sevindirmek söyle dursun, bilâkis Ankara Stadyumu'nda, 19 Mayis günü Gençlik ve Spor Bayrami nutkunda Irkçilik ve Turancilik iddialari hakkindaki görüsünü bütün açikligi ile ortaya koyarak, milliyetçileri hayal kirikligina ugratan bir konusma yapar. Millî sef, henüz tahkikat safhasinda bulunan olay ile Türkçüler ve milliyetçiler aleyhine çok agir ithamlarda bulunur . Bu konusmanin tam metni su sekildedir;
19 Mayis Nutku
"Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde irkçilik prensibinin düsmaniyiz. Memleketimizde politika garezleri için uydurulan irkçilik önderlerinin çok acikli facialari hatiralarimizda canlidir. l9l2 senelerinde Rumeli'de tutunmak için tirnaklariyla kayalara yapisarak son gayretlerini sarf eden Türk erlerine Arnavut Pristineli Hasan ve Dervis Hima ile beraber arkadan hücum tertipleyenlerin Türk irkçi politikacisi oldugu, Büyük Millet Meclisinde ispat olunmustur. "Politika icabi" diye tefsir etmekten en ufak bir güçlük çekmeyen bu adamlar, sözlerine inanip daha büyük bir felâkete ugradigimiz zaman gene "Politika Icabidir" diyerek yeni bir fesat prensibi yaratmakta geri kalmayacaklardir.
Köy Enstitülerinde, her çesit okullarimizda, müesseselerimizde, ordumuzda müsterek vatanin ülkülerini Türk çocuklarina, esit adalet ve sefkat hisleriyle vermeye çalisiyoruz. Onlari büyük cumhuriyet potasinda kaynatip meydana Türk vatanseveri çikarmaya ugrasiyoruz. Vatandaslarim emin olabilirler ki muvaffakiyetlerimiz esaslidir ve gelecek zamanda daha göz alici olacaktir.
Türk milliyetçiligi içinde vatan çocuklarinin temiz ülkülü ve vatan fikirli olarak birbirine dayanan saglam bir millet olmasi, erisilmez ve yanlis bir hayal degildir. Bunun dogru bir fikir ve erisilir bir hedef oldugunu,elle tutulur ve gözle görülür neticeleriyle tamamiyla aliyoruz. Simdi insaf ediniz. Türk vatandasi yetistirmek için bütün iyi sartlan özünde toplamis olan bu feyizli yolu birakir da ,irkçilarin milleti bin bir parçaya ayiracak fesatli ve nifakli zehirlerine cemiyeti kaptirir miyiz?
Turancilik fikri, yine son zamanlarin zararli ve hastalikli gösterisidir. Bu bakimdan cumhuriyeti iyi anlamak lâzimdir. Millî kurtulus sona erdigi gün,yalniz Sovyetlerle dostluk ve bütün komsularimiz eski düsmanliklarinin bütün hatiralarini canli olarak zihinlerinde tutuyorlardi. Herkesin kafasinda, biraz derman bulursak sergüzesti, saldirici bir siyasete kendimizi kaptiracagimiz fikri yasiyordu. Cumhuriyet kuvvetli bir medeniyet yasayisinin sartlarindan bir esaslisini, milletler ailesi içinde bir emniyet havasinin mevcut olmasinda görmüstür. Imparatorluktan son zamanlarda ayrilmis olan komsulariyla da iyi ve samimî komsuluk sartlarinin temin edilmis olmasini, milletin saadeti için lüzumlu saymistir. Görülüyor ki, millî politikamiz memleket disinda sergüzest aramak zihniyetinden tamamen uzaktir. Asil mühim olan da bunun bir zaruret politikasi degil, bir anlayis ve bir inanis politikasi olmasidir. Ancak bu inanisa vardiktan sonradir ki, etrafimizda bulunan milletleri daha yakindan tanimak imkânlarini bulduk. Nereden zarar gelir ve nereden zarar gelmez, bunu ayirt etmek için zihinlerimizde ayarli ölçüler hasil oldu. Içerde milletin hayri ve saadeti için çalisma ve disariya karsi milletin emniyet ve müdafaasi için lâzim olan tedbirler,salim ölçülerle gözümüzün önünde belirdi. Ve nihayet asirlar ve asirlar süren köklü düsmanliklar yerine, yirmi sene gibi kisa bir müddette hürmet ve itimat duygularinin uyanmasina imkan verdi.
Turancilar, Türk milletini bütün komsulariyla onulmaz bir surette derhâl düsman yapmak için birebir tilsimi bulmuslardir. Bu kadar suursuz ve vicdansiz fesatçilarin tezvirlerine Türk milletinin mukadderatini kaptirmamak için elbette Cumhuriyetin, bütün tedbirlerini kullanacagiz. Fesatçilar, genç çocuklari ve saf vatandaslari aldatan fikirlerini millet karsisinda açiktan açiga münakasa edemeyecegimizi sanmislardir. Aldanmislardir ve daha çok aldanacaklardir. Simdi vatandaslarimdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarini isteyecegim : Irkçilar ve Turancilar gizli tertipler ve teskillere basvurmuslardir. Niçin ? Kandaslari arasinda gizli fesat tertipleriyle fikirleri memlekette yürür mü ? Hele dogudan, batidan ülkeler gizli Turan cemiyetiyle zapt olunur mu ? Bunlar o seylerdir ki, ancak devletin kanunlari ve esas teskilati ayak altina alindiktan sonra baslanabilir. Su hâlde yaldizli fikirler perdesi altinda dogrudan dogruya Cumhuriyet'in, Büyük Millet Meclisinin mevcudiyeti aleyhinde tesebbüsler karsisindayiz. Tertipçiler, on yasinda çocuklarimizdan bize kadar derece derece, perde perde hepimizi aldatmak iddiasindadirlar. Vatandaslarima ikinci sualimi soruyorum : Dünya olaylarinin bugünkü durumunda Türkiye'nin irkçi ve Turanci olmasi lâzim geldigini iddia edenler, hangi millete faydali, kimlerin maksadina yararlidirlar ? Türk milletine yalniz belâ ve felâket getirecek olan bu fikirleri yürütmek isteyenlerin Türk milletine hiçbir hizmetleri olamayacagi muhakkaktir. Bu hareketlerden yalniz yabancilar faydalanabilirler. Fesatçilar, yabancilara bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancilar, fesatçilari idare edecek kadar yakindan münasebette midirler? Bunlari hüküm olarak kestirmek bugün mümkün degildir. Ama yabanciya hizmet kasti ve yabancinin ilisigi hiçbir zaman meydana çikmasa dahi hareketlerin, Türk milletine, Türk vatanina zararli olmasi ve bunlardan yalniz yabancilarin faydalanmis olmasi söz götürmez bir hakikattir.Vatandaslarim! Emin olabilirsiniz ki vatanimizi bu yeni fesatlara karsi da kudretle müdafaa edecegiz....
Ismet Inönü
19 Mayis Nutku Alman cephesinde hizla ilerleyen Ruslara karsi bir söz rüsveti olarak nitelendirilmistir. Bu meshur nutuktan sonra her meslekten ve her sahadan kimseler, yildirici, ezici ceberrutlukla sanki Türkiye'nin her yeri sikiyönetim bölgesiymis gibi , rasgele emrivakilerle, ceket gömlek Istanbul'a sikiyönetim komutanligi emrine teslim edilmistir . Özellikle 47 kisi hakkinda rapor hazirlanir. 3 Mayis dava dosyasinin basinda yer alan bu kisiler 1 numarali Sikiyönetim mahkemesine gönderilir. Aslinda bu kisilerin hiçbir zaman kafatasi ölçtügü, kaç göbek soy sop aradigi görülmemistir.
Ismet Inönü'nün nutkundan sonra tutuklanan insanlarin suçlandigi temel fikirleri sunlardir ;
TBMM tayin suretiyle doldurulmustur, hür seçim yoktur.
Cumhuriyet lâfta kalmistir, idare sekli diktatörlüktür.
*CHP istismar ve istibdatla memleketi idare etmektedir. Halk sefalet içindedir.
Suiistimal, sefahat, israf, rüsvet, soygunculuk gittikçe gelismektedir.
Milliyetçilik ve Türkçülük hareketlerine tamamen muhalif bir yola sapilmistir.
Türkiye'de Islâm düsmanligi ilerlemistir.
Türk milletinin istikbali tehlikeye düsmek üzeredir .
Görüldügü gibi aslinda bunlar çok partili hayatin hâkim oldugu dönemlerde tabiî görülen fikirlerdir. Bu fikirlerin olusmasi Inönü devrinin dikta rejimi olup olmadigi sorusunu akillara getirmis, bu konuyu tartismaya açmistir.Bu davada Alparslan Türkes ise "yalniz Türk soyundan gelenler yasamalidir" biçimindeki sözlerinden dolayi yargilanir.
Basin ve Turancilik Davasi
Ismet Inönü'nün 19 Mayis Nutku'ndan sonra basin ve radyo millî sefin ve iktidarinin ithamlarina ,sözlerine bin bir delil ve gerekçe bulmak gibi bir vazifeden dolayi kendilerini sorumlu hissetmislerdir. Ismet Inönü'nün açiklamalarindan sonra Milliyetçilik aleyhine yapilan nesriyat artmis, Orhun dergisine abone olanlar, bu dergide bir tek yazilari çikmis olanlar, Nihal Atsiz'a sokakta bir defa selâm vermis olanlar dahi basinin da etkisiyle tutuklanmislardir.Vatan gazetesi ve Ulus gazetesinde yazan F.Rifki Atay'in yazilarini esas alarak 3 Mayis 1944 gösterisini Romanya'nin basina Millî tarihlerinin en büyük felâketini getiren Gardistlere benzetmis ve bu nümayise katilan gençlerin aslinda aldatilmis olduklarini iddia etmistir . Ayni gazete daha sonraki günlerde Turancilik-Türkçülük fikriyle ilgili görüslerini beyan etmeye devam etmis, kamuoyu olusturmaya çalismistir. Gazete yine F. Rifki Atay'in yazisini esas alarak; "Türkiye'yi içinden dagitip tahrik etmek için gökten bir belâ ismarlansa irkçiliktan beteri Türkiye'ye inemez.
Ikinci bir belâ ismarlansa Islam ittihatçiligi ham hayalinin yerine Turancilik ütopyasini geçirmekten âlâsi bulunamaz tarzindaki ifadelere yer vermistir. Vakit gazetesinin basyazari Asim Us da Türkçülük fikrini irkçilik olarak ele almis, bu fikrin nifak için üretildigini ve hatta yabancilarin bu fikri ileri sürdügünü iddia etmistir . Yine ayni basyazar dönemin Türkçülük fikirlerinin Atatürk ile bagdasmadigini, Turancilik fikrinin ise siyasî istiklâllerini kaybetmis olan Türkler için manevi bir teselli olabilecegini yazmistir . Asim Us, 1944 Davasi'nin gençligi uyandiracagini iddia etmis, millî sefin nutkuna da aynen katildigini belirtmistir .
Cumhuriyet gazetesi, Turancilik ile ilgili fikirlerini Nadir Nadi'nin kaleminden, millî sefin nutkundan sonra ifade etmis ve millî sefin nutkunu "Türk vicdaninin gür sesi" seklinde yorumlamistir .
Ulus Gazetesi ise hükûmet yanlisi bir politika takip etmekteydi. Diger gazeteler Ulus gazetesinin güçlü kalemi F. Rifki Atay'in yazilarindan devamli alinti yapmistir. F. Rifki Atay irkçiligi iç harp, Turanciligi dis harp kabul etmis ve irkçiligin ve Turanciligin herhangi bir halka ile disariya baglanan tarafini cinayet olarak yorumlamistir .
Ulus gazetesi Türkçülük fikrine duydugu tepkiyi Hasan Ali Yücel'in agzindan su sekilde ifade eder :
"Bunlar, mekteplere kötü bir suyun delik bulup sizmasi nev'inden sizmislardir... Bunlar okul içine sokulmadigi gibi, memleket içine de sokmamak zorunda oldugumuz mahzurlu fikirlerdir .
Tanin gazetesi irkçilik, Türkçülük, milliyetçilik fikirlerini ayni potada degerlendirerek bu tür fikirleri savunanlarin aslinda gerçek amaçlarinin bu olmadigini zira din ile irkçilik fikirlerinin asla yan yana gelmeyecegini basyazari H. Cahit Yalçin'in kalemiyle ifade eder .
Yine Tanin'de H. Cahit Yalçin, Türkçülük fikrinin sadece çalismakla geçerliliginin olacagini ifade etmis , bir baska yazisinda bu fikrin "Yurtta sulh, cihanda sulh" prensibi ile uyusmadigini iddia etmistir. Hatta hedef gösterircesine Türk gençligini istismar edenler olarak Nihâl Atsiz, R Oguz Türkkan, Z. Velidi Togan, Hasan Cansever'in isimlerini açiklamistir . H Cahid Yalçin, daha sonraki yazilarinda üslûbunu sertlestirerek Turancilik davasinda Nazilerin rolünün oldugunu ortaya atarak, Turanciligi "halis bir Nazi öksesi" olarak yorumlama gafletinde dahi bulunmustur.
Davanin Gelisimi
3 Mayis tarihli gösterilerin ve 19 Mayis Nutku'nun ardindan toplanan milliyetçilerin davasi, Istanbul 1 numarali Örfi Idare mahkemesinde görüsülmeye baslanmistir. Davada toplam 23 sanik yargilanmistir.
Istanbul Tophane Askeri Hapishane'sinde bulunan asker saniklar;
Dr. Yüzbasi Hasan Ferit Cansever
Dr. Üstegmen Fethi Tevetoglu
Piyade Üstegmen Alparslan Türkes
Piyade Tegmen Nurullah Bariman
Topçu Astegmen Zeki Özgür(Sofuoglu)
Ulastirma Astegmen Fazil Hisarcikli
Ayni cezaevinde bulunan sivil saniklar ;
Nihâl Atsiz Edebiyat Ögretmeni
Hüseyin Namik Orkun Tarih Ögretmeni
Nejdet Sancar Edebiyat Ögretmeni
Saim Bayrak Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru
Ismet Rasin Tümtürk Istanbul Belediyesi Murakibi
Cihat Savasfer Y.Mühendis Mektebi Ögrencisi
Muzaffer Eris " " "
Fehiman Altan " " "
Yusuf Kadigil Lise Ögrencisi
Cebbar Senel Adana Adliyesi'nde Hâkim Adayi
Sansaryan Han'da bulunan Emniyet Müdürlügü hücrelerinde bulunan sivil saniklar ;
Zeki Velidi Togan Türk Tarihi Profesörü
Orhan Saik Gökyay Ankara Konservatuari Direktörü
Hikmet Tanyu Içisleri Bakanliginda Memur
Reha Oguz Türkkan I.Ü. Doktora Ögrencisi
Hamza Sadi Özbek Aydin Maliye Tahsilat Sefi
Cemal Oguz Öcal Gazi Egitim Enstitüsü Ögrencisi
Said Bilgiç Ankara Adliyesi'nde Hâkim Adayi
Ayni davadan sanik olarak Mehmet Külâhlioglu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmislardir .
1944 Olayi saniklarindan Alparslan Türkes, Ismet Pasa'nin 19 Mayis Nutku'ndan birkaç gün sonra görev yeri olan Erdek'te gözaltina alinmisti. Gözaltina alma sirasinda bölük odasi ve evi aranmis, daha sonra Istanbul Merkez Komutanligina götürülerek 13 Haziran 1944 günü Askerî Tutuk ve Cezaevi'nin hücresine kapatilmistir. Burada bes ay tutuklu kalan Türkes, rahatsizligi sebebiyle Haydarpasa Askerî Hastanesi'ne nakledildi ve bir ay süreyle tedavi gördü. Daha sonra sikiyönetim komutanliginin baskisiyla hastaneden alinarak tekrar Tophane'daki hücresine konuldu. Hücreye döndükten birkaç gün sonra Emniyet Müdürlügü olarak kullanilan Sansaryan Han'a götürülerek sorugulanmaya baslandi.
Yakin tarihimize "Tabutluklar" adi ile geçen, tavanlarinda bes yüzer mumluk ampullerin yandigi iskence odalarina kapatildi. Dönemin Emniyet Müdürü Ahmet Demir ve Savci Kazim Alöç tarafindan Nihal Atsiz'a yazmis oldugu mektuplar yüzünden sorguya çekildi. Hükûmeti devirmek amaciyla ihtilâl hazirligi yapmakla suçlandi.Suçlamalari kabul etmeyen Türkes'in sorgulama sirasindaki ifadeleri ibret vericidir. Türkes anilarinda konuyu söyle izah etmektedir; "Biz, milliyetçiyiz. Biz bütün Türklerin,dünyada yasayan Türklerin mutlu olmasini istiyoruz, esaretten kurtulmasini istiyoruz. Yani bu fikir, eger Turanciliksa; bu fikri tasiyoruz. Biz komünizme karsiyiz. Komünizm ideolojisi, begenmedigimiz bir siyasî ve iktisadî görüstür. Biz milliyetçi yazilar yazmayi, memlekete hizmet kabul ettik. Onun için, Orkun dergisine yazi gönderdim. Nihâl Atsiz Bey'le zaman zaman memleket meseleleri üzerine mektuplastik." Alpaslan Türkes, anilarinda kendisine yapilan iskenceler hususunda ise sunlari söylemektedir; "Acimasizca parmaklarimdan birini yakalayip, tirnagimi çektiler. Aslinda, ben o görevlilere aciyordum. Yönetim, bizi fasistlikle suçluyor ama, tüm fasizan yöntemleri kendileri kullaniyordu. Içimden bu da geçer yahu, diyordum. Memurlarin gözü bir sey görmüyordu" .
Turancilik davasi, 7 Eylül 1944 günü basladi. Durusma açildiginda, sikiyönetim komutanliginin son tahkikat karari, Savci Kâzim Alöç tarafindan okundu. Kararin baslangicinda yer alan "vatana ihanetleri sabit olanlar..." ibaresi saniklari daha yargilamadan suçlu ilân ediyordu. Esasinda bu üslûp, Ismet Pasa'nin 19 Mayis Nutku'nun bir taklidinden baska bir sey degildi. Muhakeme sirasinda Türkçüler kendilerine yapilan iskencelerden bahsetmisler, rasizm'i (irkçilik) rasitizm (çocuk hastaligi) olarak telâffuz eden savci saniklarin ifadelerini mahkeme zabitlarina geçirtmemis, itirazlari yapanlar ya azarlanmis ya da disari atilmistir. Türk ülkesinde, Türk mahkemelerinde, suçlari Türkçülük olanlari cezalandirabilmek için çok degisik oyunlar oynanmistir.
Iskence iddialariyla ilgili olarak Savci Kazim Alöç'ün su ifadeleri iskencelerin yapildigini dogrular mahiyettedir : "Biz bunlari huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunlari Pera Palas Oteli'nde yatiracak degildik. Onlar müstahak olduklari muameleyi görmüslerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapilmis ve yapilacaktir".
Muhakeme sirasinda Alparslan Türkes ile Mahkeme baskani arasinda cereyan "Türk Birligi" konusundaki tartisma sirasinda Türkes'in gelecege matuf su ifade ve tespitleri oldukça dikkat çekicidir; " ..meselâ, 1917'de oldugu gibi 1965'te veya 1990'da da Rusya'da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harb endüstrisi bakimindan da, ilim ve irfan bakimindan da ilerlemis bulunur ve Türkiye'nin de yardimi ile bu birlige dogru yürünebilir..."
1 Nolu Sikiyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri arasinda 65 oturum devam eden yargilama sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarina mahkûm olmuslardir . Davada on üç sanik beraat etti. On sanik ise on yila kadar çesitli hapis cezalari aldilar. 148. maddeye muhalefet ile yargilanan Alparslan Türkes ise 9 ay 10 gün hapse mahkûm olmustur. Verilen bu karar temyiz edilmis ve askerî temyiz mahkemesi bu mahkumiyet kararlarini esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile 26 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmelerini saglamistir . Bilâhare davaya 2 nolu Sikiyönetim Mahkemesi'nde devam edilmis ve neticede milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 tarihinde beraat etmislerdir.Okunmasi dört saat süren beraat kararinda kanunî, fiilî ve vicdanî unsurlarin genis bir sekilde tahlile tâbi tutuldugu görülmektedir. Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya baslamasi, Sabahattin Ali'nin Nihal Atsiz aleyhine dava açmasi gibi sebeplerle heyecanlanan gençligin komünistlere karsi duyulan kin ve nefreti izhar etmek istedigi anlatiliyor "Bu nümayis, millî bir ideolojinin millî olmayan bir ideolojiye karsi ifadesinden ibarettir" deniliyordu. Ancak bu karari veren Ali Fuat Erden, Tümgeneral Kemal Alkan ve Tümgeneral Ismail Berkok hemen tayin edilmislerdir.
1944 yili olaylari ile ilgili olarak neticede sunlar söylenebilir; Türkiye'de, Kemalist milliyetçilik anlayisindan farkli bir milliyetçilik anlayisinin yeniden bas göstermeye baslamasi 30'lu yillara tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik anlayisi Türk irkinin tarihî sembollerine ve kan birligine önem vermektedir. Bu tarz bir anlayis, faaliyetlerinin ve yayinlarinin kisitli olmasina karsin daha açik ve siddetli olarak 1939'da gündeme getirilmistir. Atatürk'ün vefatindan sonra kuvvetlenen ve yön degistiren "tek parti", "tek sef", "tek millet" gibi kavramlar yeni bir anlayisa izin verecek türde degildi.
Dönemin basbakani Sükrü Saraçoglu'nun konusmasiyla baslayan olaylar zinciri, Nihal Atsiz'in mektuplariyla devam etmis, 3 Mayis 1944 tarihli milliyetçilerin gösterisi ile sona ermistir. Ismet Inönü'nün 19 Mayis Nutku ile yeni çehreye bürünen ve çok farkli, maksatli bir bakis açisiyla "Turancilik Davasi"na dönüsen hadiseler Cumhuriyet dönemi Türk siyasî tarihinde önemli bir nirengi noktasi olmustur. Ismet Inönü için olaylarin ilk ve önemli ismi durumunda olan Atsiz, davanin Türkçülügü yikmayip güçlendirdigini, ancak Ismet Inönü'nün yikildigini söylemektedir . 3 Mayis N. Atsiz'a göre "Türkçülügün gafletten ayrilisi can düsmanlarini tanidigi dost sandigi hainleri ayirdigi" gündür.
Nejdet Sarcar'a göre "en hain düsman komünizme dikilme" günüdür.Bütün bu tepkiler ve yorumlar içinde ele aldigimiz 1944 Türkçülük Davasi aslinda devlet politikasi içinde incelenmelidir. Devletler, politikalari geregi zaman zaman milliyetçi akimlari el altinda tutmus, desteklemis ve hatta kullanmistir. 1944 yilinda bu tür bir davanin baslamasi Rusya'nin baskilari ile yakindan alâkalidir. Rusya karsisinda tutunabilmek için aradigi destegi bulamayan Türk hükûmeti, Alman karsiti oldugunu göstermek için firsat kollamistir. Aranan bu firsat Nihal Atsiz'in mektuplari ile yakalanmistir.
19 Mayis Nutku ile olaylarin büyümesine sebep olan Ismet Inönü'nün asil amaci bütün dünyanin dikkatini Türkçülerin ve Turancilarin nasil ezildiklerine çekmek ve dis politikadaki çeliskili uygulamalarindan dolayi ortaya çikan hatalarini örtbas etme gayretinden ibarettir. Inönü'nün 1944 olayi karsisindaki tavri ve sertligi ile Rusya'ya sirin görünebilme çabasi içerisindeyken Rus yetkililerinin Türkçülerin ve Turancilarin yargilanmalarini maskaraca bir oyun olarak görmeleri dönemin siyasî iktidari adina büyük bir gaftir.
Bu olay milliyetçilerin magdur olmasiyla sonuçlanmis ancak bu magduriyet milliyetçilere darbe olmamis, bilâkis güçlendirmis ve Türk milliyetçilerine "Kurtulus Günü" adiyla bilinen, manasi, prensipleri ve amaci belirli bir ülkü hâline gelen kutlu bir gün kazandirmistir.
3 Mayis'in ilk yil dönümü 1945 senesinde o siralarda Tophane'deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafindan örtüsüz bir masa etrafinda yapilan bir toplanti ile anilmis, daha sonraki yillarda ise çesitli törenlerle kutlanmistir. 3 Mayis'in magdurlarindan Alparslan Türkes'te bu tarihin "Türkçüler Günü" adiyla kutlanmasini bizzat saglamis ve bu gelenegi hayati boyunca devam ettirmistir.
 
© 2003 www.Yalniz-Kurt.com