SAY
Bizim küçük Temel, Okuldan bir türlü mezun olamıyor. En sonunda öğretmen:
-Oğlum seni imtihan edeceğim. Bilirsen seni mezun edeceğim.
Temel sevinir, sözlüye kalkar... Hoca:
-Söyle bakayım Temel, İngiltere'yle Fransa kaç kez savaştılar?
Küçük Temel:
-Alti defa savaştiler öğretmenum.
Hoca:
-Aferin sana Temel, tebrik ederum, der.
Küçük Temel, mezun oldum sevinciyle hocaya bakarken, hoca:
-Peki say bakalım, demez mi?
Küçük Temel:
-Bir... İki... Üç... Dört... Beş... Alti.
TEMEL'İN OĞLU
Temel'in oğlu küçük Temel, okula gittiğinde öğretmeni sorar:
-Temel, baban nasıl iyi mi?
Küçük Temel:
-Öğretmenum, babam dün akşam banyo küvetine girdi, uyudi kaldi oriya...
Öğretmen şaşkın:
-Uyudu mu? Desene sular evi bastı, ev mahvoldu...
Küçük Temel sakin:
-Yooo öğretmenum öyle olmadi, çünki babam ağzı açuk uyur...
BAŞKA ÇİMSE YOK Mİ?
Temel, bir gün tarlasından eve dönmektedir. Karadeniz bölgesinin sarp
arazisindeki patikada ilerlerken, birden ayağı kayar ve yüzlerce metre
derinlikteki uçuruma yuvarlanır. Can havliyle, uçurumdaki bir ağacın dalına
tutunur. Aşağıya bakar, metrelerce derinlikte ve dibinde de sivri kayalar. Belki
duyan olur da kurtarmaya gelir diye avazı çıktığı kadar bağırır:
-Çimse yok miiii!
Bir kaç kere daha bağırır. Sonunda, ta yukarılardan, gökten bir ses duyar:
-Ey kulum Temel! Düşüp ölsen ne var ki? Seni cennetime koyarım. Eğer emirlerimi
yaptıysan, yasaklarımdan kaçındıysan, kul hakkı yemediysen hiç korkma!
Temel şöyle bi düşünür, emirlerden hemen hiçbirini yapmamış, yasakların
neredeyse tamamını yapmış, kul hakkı desen sadece Fadime'nin hakkını ödeyemez.
Başını kaldırıp, tekrar bağırır:
-Başka çimse yok miiii!
FADİME'DEN E-POSTA...
Şubat ayının soğuk günlerinde, ikisi de Amerika'nın değişik bölgelerinde, ayrı
ayrı iş gezilerinde olan Dursun'la karısı, Florida'da buluşup yaz sıcaklarının
yaşandığı bu bölgede, bir kaç gün geçirmeye karar verirler.
Eşi, Dursun'dan önce gider Florida'ya ve ertesi gün için Dursun'a da yer
ayırttıktan sonra, ona bir e-posta gönderir. Fakat mesaj, adreste bir harfi
yanlış yazdığı için, Dursun yerine, bir gün önce karısı ölen Temel'e gider. Yaşı
da epeyce ilerlemiş bulunan Temel, bilgisayar ekranında mesajı okuyunca, korkunç
bir çığlık atar ve düşüp bayılır. Zaten çok üzgün olan Temel'in bu çığlığı
üzerine ev halkı odaya dolar ve herkes yerde yatan Temel'e yardım için
koşuşturmaya başlar.
Temel, bir süre sonra kendine gelir ve niçin çığlık attığını soranlara,
bilgisayar ekranını gösterir:
"Sevgili Kocacığım,
Bugün, buraya ulaşır ulaşmaz, önce yarın senin gelişinle ilgili tüm işlemleri
tamamladım, sonra da bana ayrılan yerime yerleştim. Burası gerçekten de
dedikleri gibi çok sıcak... Seni dört gözle bekliyorum..." (Karın)
VERGİ
Bizim Temel uluslararası ekonomi toplantısına katılır... Devletin topladığı
vergi dağılımını tartışırlar... Konuşmacılardan biri Amerikalı, biri Avrupalı,
biri de Temel.. Ortaya bir fikir atılır... Halktan toplanan vergiler nasıl
dağılım yapılacak. Amerikan vatandaşı söz alır:
-Bizim Amerika’da önce yere bir çizgi çizeriz ve sonra topladığımız vergileri
havaya atarız... Çizginin soluna düşen paraları halka hizmet olarak geri veririz,
sağ tarafta kalan devlete kalır, yatırım yaparız...
Derken Avrupalı söz alır ve:
- Bizim Avrupa’da başka ama ona benzer bir uygulama yaparız... Önce yere bir
daire çizeriz... Halktan toplanan vergileri havaya atarız. Dairenin dışında
kalan halka hizmet olarak geri döner, dairenin içine düşenleri devlet
harcamalarına kullanırız...
Sıra bizim Temel’e gelir ve başlar anlatmaya:
-Ula uşaklar ne güzel anlattunuz. Keşke bizda sizun çirkefluklerunuzi değil da
habu çalışkanluğunuzi alsak... İnanun bizum öyle bir uygulamamız yok... Bizde
daha kısa oluyi... Bi kere öyle yere çizgi çizmezuk... Bizde hükümet halktan
toplar vergileri... Atar havaya. Yere düşenleri kendilerine harcama yaparlar...
Havaya kalanlar halka hizmet olarak geri döner...
GEÇİM ÇARESİ
Siyasiler boş yere kavga ederse ekonomi de vatandaşa kalır... Temel, Dursun ve
İdris’in parasızlıkları canlarına tak eder. Bir taraftan işsizlik bir taraftan
geleceği kapkara bir siyaset... Ekonomi ve enflasyonu bırakan siyasiler devamlı
kavga ederler...
Bunlar da oturur geleceğimizi, yani ekonomi, işsizlik nasıl çözülür onu
tartışırlar. İdris söz alır:
- Uşaklar ben en hızlı kalkunmanun yolini buldum... Bi uçak filosu yolliyalum.
New York’i bombaliyalum... Sora da Amerika bize atom atar. Teslim oluruk. Sora
da Japonya gibi çikaruk ortaya aha zengin oldun...
Dursun atılır:
- Ula daha kolayi varken öyle niye edeyruk... En iyisi Amerika’ya savaş ilan
edelum Beşinci Filo oriya çıkarma yapar... Savaşı kaybederuk... Ardından Almanya
gibi ortaya çikaruk aha zenginsun. Sonunda Temel atılır, kafasını kaşır ve:
- Ula uşaklar ya savaşi biz kazanursak, oni hiç hesap etmedunuz...
MÜTEAHHİT TEMEL
Bizim Temel, Amerikalı ve İngiliz’le telefon direği dikme ihalesine girmiş.
Müdür şöyle bir öneri getirmiş:
-Hepiniz aynı teklifi verdiniz ama bizim için sürat önemli. Bir yarışma yapalım,
kim daha çok direk dikerse ihaleyi o alacak...
Üçüne de 5 saat süre ve yeterince direk verilmiş. Amerikalı 40, İngiliz 50,
Temel de sadece 4 direk dikmiş. Müdür kızmış:
-Nasıl olur, bak diğerleri bir sürü direk dikmiş...
-Mudür bey siz onların diktuğu direkleri görmedunuz... Nerdeyse tamami dişarda...
KAPLUMBAĞA TEMEL
Dört kaplumbağa, pikniğe çıkmaya karar vermiş. Erzakları hazırlayıp; bir yıl,
iki yıl, beş, on yıl derken, otuz yıl sonra piknik yerine varmışlar. Gazozları,
yiyecekleri, herşeyi ortaya çıkarmışlar. Bir bakmışlar gazoz açacağı yok. Tek
çözüm, birinin eve gidip açacağı alıp gelmesi. Görev, içlerinde en küçük
kaplumbağa olan Temel'e düşmüş. Genç kaplumbağa:
-Ben gelene kadar buradaki yiyeceklere dokunmazsanız giderim...
Diğerleri bunu kabul etmiş. Temel, yola çıkmış; bir,iki, on, yirmi yıl geçmiş.
Bu arada, yaşlı kaplumbağalardan biri fenalaşmış. Arkadaşları ne yapsa faydasız,
son bir dileği olup olmadığını sormuşlar:
-Gerçi genç kaplumbağaya söz verdik ama, şuradaki sarmalardan bir tanesini yesem
olur mu?...
-Elbette...
Diyerek, sarmalardan birini vermişler. Tam ağzına atacağı sırada, genç Temel,
çalıların arasından fırlamış:
-Gitmiyorum işte, gitmiyorum...
YILAN TEMEL
Yılan Temel, arkadaşı yılana sormuş:
-Haçan, biz zehirli yilan miyuk?
-Heee, n'oldu ki?
-Dilimi ısırdum da...
FADİME FEMİNİST OLURSA
Dünya Feministler Kongresinde konuşmacılar görüş belirtmektedir. Amerikalı bir
hanım şöyle der:
-Ben iyi bir şirketin genel müdürüyüm. Artık alışveriş yapmaktan bıktım. Kocama
"bundan sonra alışverişleri sen yap" dedim. Baktım, birinci gün oralı olmadı,
ikinci gün oralı olmadı, üçüncü gün yaptı...
Alman konuşmacı:
-Ben iyi bir şirkette üst düzey yöneticiyim. Bir gün kocama "ben artık bulaşıkla
ilgilenmekten bıktım, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün yapmadı, ikinci gün
yapmadı, baktım üçüncü gün yapmış...
Fadime kürsüye çıkmış:
-Ben kendimi bildim bileli temizlikçiyim. Geçen gün Temel'e "ben artık çamaşır
yıkamaktan mahvoldum, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün göremedim, ikinci
gün göremedim, üçüncü gün gözüm yavaş yavaş görmeye başladı...
KIZARTMA
Bizim Temel karakolda başkomiserdir. Bir gün bir kadın gelir:
- Komiser bey komiser bey! Kocama tavuklu bezelye yapacaktım ... Ben onu
haşlayana kadar kocamı markete bezelye almaya gönderdim. Gidiş o gidiş gelmedi...
Ben ne yapacağım?
Komiser Temel kadına hiç bakmadan:
- En eyisi siz o tavuğu kizartma yapin.
BEN NE YAPIYORUM?
Bizim Temel’le Dursun Almanya’da bir gün arabayla gezmeye çıkarlar... Tabii
otobandan giderken alışmışlar burda suratli gitmeye. Dursun tahrik eder:
- Ula bas kaza nerdeyse at arabasi bize yetişecek.
Temel bu durur mu. Hız sınırını çoktan aşmıştır. Birden yoldan çıkıp yokuştan
aşağı ağaçların arasına paldur küldür giderken Dursun atılır:
- Ula ne oldi eyi giderken birden sallanmaya başladuk.
Temel heyecanla:
- Ula Dursun, sorma önüme bi köpek çikti...
Dursun:
- Ula uşağum ezseydun oni da geçseydun...
Temel:
- Ula ben neye uğraşıyorum zannedeysun...
SAĞIR KİM?
Temel doktora gitmiş:
- Doktor bey, Bizum Fadime sağır herhalde, sorularima cevap vermeyi...
- Karınızın sağırlık derecesini ölçelim. Siz bir soru sorun, duymaz ise beş adım
yaklaşıp soruyu tekrarlayın. Ne kadar mesafede duyuyor bilelim.
Temel, deneme yapmak için eve gittiğinde Fadime'yi yemek yaparken bulmuş:
- Karıcuğum bugün yemekte ne var?
Ses yok... Beş adım yaklaşıp bir daha sormuş. Çıt yok... Bir beş adım daha
yaklaşıp yine sormuş:
- Kiz Fadime saa diyrum, yemekte ne var?
- Bak Temel, dördüncü kez söyliyrum, yemekte hamsili pilav var...
NEYE BASIYOR?
Temel, kahvehanede arkadaşlarına av maceralarını anlatmaktadır:
- Geçenlerde ormana ava gittum. Birden bi ayi ile karşulaştum. Tüfeği atıp kaçmağa
başladum. O da beni kovalamaya başladi. Tam ayinun nefesini ensemde hissettuğum
anda ayi kayup yere düşti. Bu durumu fırsat bilip arayi açmağa çaliştum. Ama ayi
gene peşima düşti. Gene tam nefesini ensemde hissettuğum anda ayi tekrar kayup
yere düşti. Ben tekrar arayi açmağa çalıştum.
O arada Dursun, dayanamayarak sorar:
- Ula Temel, çok cesaretli adamsun. Ben senun yerinde olsam, altuma ederdum.
Temel atılmış:
- Ula sen ayinun neye basup kayduğunu zannedeysun?
KİMİNLE EVLİ?
Mahkemede hakim, Temel'e sormuş:
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş:
- E, herhalde, sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!..
- Kimmiş?
- Bizum kari.
ANNESİNDEN TEMEL'E MEKTUP
"Sevgili oğlum Temel... Senin hızlı okuyamadığını bildiğim için mektubu yavaş
yavaş yazıyorum...
Artık senin büyük şehre gittiğin sırada yaşadığımız evde yaşamıyoruz. Baban bir
gazetede, "İnsanların başına genellikle evlerinin iki kilometre civarındaki
bölgelerde kaza geldiğini" okumuş; o yüzden taşındık...
Sana yeni adresi veremiyorum, çünkü yeni evimizde bizden önce oturan
hemşehrilerimiz, taşınınca adresleri değişmesin diye kapı numarasını söküp
götürmüşler...
Bu evde garip bir çamaşır makinası var. Geçen gün içine dört gömlek koydum,
çalıştırmak için duvardaki zinciri çektiğimden beri bir daha gömlekleri
göremedim.
Geçen hafta sadece iki kez yağmur yağdı. İlki üç gün, ikincisi ise dört gün
sürdü...
Benden istediğin yeleği postaya verdim. Ancak, halan 'o koca düğmelerle paket
çok ağır olur' deyince düğmeleri kopartıp yeleğin cebine koyduk. Orada
bulabilirsin...
Not: Sana biraz da para gönderecektim, ama zarfı bir kere yapıştırmış bulundum...
Sevgiler... Annen"
HERKES BİLİYOR
Temel, Paris'te bir dükkâna girmiş. Bakmış, dükkânın bir köşesinde harika bir
papağan... Hayran hayran seyrederken, dükkân sahibi yanına gelip, "Bu harika bir
kuştur, karşısına geçene bakar ve ona nasıl birisi olduğunu söyler" demiş. Temel,
papağanın karşısına geçer geçmez, kuş "Sen aptalsın" demiş. Temel, papağanı
satın almak istemiş, ancak adam satılık olmadığını söylemiş. Bunun üzerine Temel,
papağanın yumurtalarından rica etmiş. Adam, "yarın gelin verelim" demiş. Ertesi
gün gittiğinde Temel'e üç tane yumurta vermiş. Temel derhal Trabzon'a dönmüş,
eş-dost, akraba, komşu kim varsa toplamış ve papağanın özelliklerini anlattıktan
sonra, gururla yumurtaları göstermiş ve hep birlikte yumurtaları kuluçkaya
yatırmışlar. Bir süre sonra, yumurtalardan birisi çatlamış ve içinden normal bir
tavuk civcivi çıkmış. Bir anlam verememişler. Fakat, ikincisinden bir bıldırcın,
üçüncüden de keklik çıkınca, Temel'in tepesi atmış. Uçağa atladığı gibi varmış
Paris'e, dükkânı bulmuş, dalmış içeriye... Papağan, Temeli görür görmez, "Sen
salaksın" demiş. Temel daha da kızmış ve "Ula baa bak" demiş, "benum salak olduğumi
burda bi sen bileyisun, ama senun orosbi olduğuni Tirabizonda cümle âlem
bilıyi".
NESİ VAR?
Temel, eczane açar. İlk müşterisi gelir:
-Bana bir sinek ilacı verir misiniz?
Temel:
-Tabii, sineğunuzun nesi var?