AVRUPA TOPLULUĞU
ÜLKELERİNE BAKIŞ
Bölüm 1
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Domates aldım, kazık gibi... Hormonlu yani!
Bıçak dahi kesmiyor.
Kendi kendime dedim : «Önce matkapla del,
sonra içine dinamit yerleştir, patlat,
parçalansın afiyetle ye!»
30
yıllık görüntü
Avrupa’da «€» para birimi ile ortaya çıkan
ekonomik baskılar; halka hayat pahalılığı,
işsizlik, ücret düşüklüğü olarak yansıdı. Bunlar
her yıl çözümsüz kaldığı için gelişerek
sorunları körükledi. Bu Avrupa’nın görünen bir
yüzü... Diğer yüzlerindeki olumsuzluklar ise
sayısız problemler olarak toplumlara yansıyor.
Yabancıların maruz kaldıkları durumlar ise içler
acısı bir görüntü arz ediyor. Yani Türkiye’ye
veya Türkiye benzeri ülkelere söz söyleme
hakkını elde edenlerin kendi kendilerini
denetlemekten kaçtıklarını belgelerle ve
örneklerle ortaya koyabiliyoruz.
İş yerleri yöneticilerine verilen sınırsız yetki,
dilediklerine istedikleri ücreti vermek,
dışlamak istediklerinin ise ücretlerini
dondurmak hatta düşürmek gibi adil olmayan
görüntüleri körükledi. Bu kontrolsüzlüğün
tacizleri ve baskıları artırdığı gibi bunlara
paralel olarak iş kazalarını, meslek
hastalıklarını da tetikledi. Patron ya da
yönetici baskılarıyla hastalananların
sayılarının azımsanmayacak boyutlarda olduğu da
bilinmektedir. Tecrübeli kadroların dışlanmaları
veya horlanmaları, kendilerine yakın ve kendi
seçtikleri tecrübesiz kadroların söz sahibi
olmalarını sağlamaktadır. Bu uygulamalar,
geleceğe olumsuzluklar taşıyacak şekilde iş
kalitesini ve üretim seviyesini de olumsuz
etkilemektedir.
Bir örnek olarak, 14 yıldır maaş artışı
yapılmayanlardan biriyim. Bu süre içerisinde
oturduğum evin kirası ve elektrik, su parası
gibi gider tutarları katlanarak arttı. 60 yaşına
gireceğim ağustos ayı sonunda emekli olursam
verilecek emekli aylığımın ise 386€80 olacağı
bana bildirildi. Her ay ödemek zorunda olduğum
kira ücreti ise 581€08’dir. Alacağım emekli
maaşının hepsini versem dahi ev kirası için
194€28’lik borcumu nasıl ödeyeceğime ve hayatımı
nasıl sürdüreceğime dair her hangi bir ilgi
gösterilmediği gibi, yol gösterici bir açıklama
da yapılmamaktadır. İşte Avrupa’daki sosyal
adalet!... Bu sebeple bu yıl oy vermedim. Avrupa
topluluğunun halk desteğini kaybetmesi de bu
görüntü altında gelişerek sürecektir.
T.C. Anayasasının 62. Maddesinde geçen «yabancı
Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları hakkındaki
ifadeler» başlıklı
«Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk
vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının
eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal
güvenliklerinin sağlanması, anavatanla
bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde
yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.»
hükmü, gerektiği şekilde takip edilip
uygulanıyor mu?
Bu yansımaların son seçimlerdeki bazı
ülkelerdeki derinliğini görmek ise zor değil :
2009’da Almanya’da katılım oranı : % 43.3...
1979’da bu oran % 65.73 idi.
2009’da Portekiz’de katılım oranı : % 37.05
2009’da Hollanda’da katılım oranı : % 34.8
2009’da Çekoslavakya’da katılım oranı : % 27.84
2009’da Romanya’da katılım oranı : % 27.21
2009’da Litvanya’da katılım oranı : % 20.88
2009’da Slovakya’da katılım oranı : % 19.64
Bu durumu bugüne kadar topluluk ülkelerinde en
çok katılımı olan Belçika’da dahi son seçimde %
85.86 oranında görüyoruz. Daha önceki seçimlerde
bu oran hiç %90’ın altına düşmemişti. 1979
yılında katılım oranı bu ülkede % 91.36 idi.
¤ 1979 yılında 9 üye ülkeyle, katılım oranı %
61,99
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka ve İrlanda
¤ 1984 yılında 10 üye ülkeyle, katılım oranı %
58,98
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda ve
Yunanistan
¤ 1989 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı %
58,41
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda,
Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤ 1994 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı %
56,67
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda,
Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤ 1999 yılında 15 üye ülkeyle, katılım oranı %
49.51
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda,
Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç
ve Finlandiya
¤ 2004 yılında 25 üye ülkeyle, katılım oranı %
45.47
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda,
Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç,
Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya,
Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney
Kıbrıs ve Malta
¤ 2009 yılında 27 üye ülkeyle, katılım oranı %
43.09.
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika,
Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda,
Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç,
Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya,
Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney
Kıbrıs, Malta, Bulgaristan ve Romanya
Düşük katılım oranı neyin göstergesi?
Fransa’da 30 yıl öncesi ve sonrası
1979’da % 60.71
1984’de % 56.72
1989 % 48.8
1994 % 52.71
1999 % 46.76
2004 % 42.76
2009’da % 40.48
Ben yaklaşık 30 yıldır yaşadığım Fransa’da son
on yıl içerisinde hayatın nasıl değiştiğini açık
bir şekilde gördüm. Ben de bu zor şartları
bizzat yaşıyorum. Uzun süre çalıştığım iş
yerinde bir sendikanın temsilciliğini de yapmama
rağmen gerek benim açımdan gerekse arkadaşlarım
açısından işlerin iyiye gittiğini söyleyemem.
Yaklaşık 10 yıl önce 1 kilo domatesi yaklaşık
1,00 Frank ile 3,00 Frank arasında bir fiyatla
satın alırken bugün bunu 3€ 00’ya kadar bir
fiyatla satın alamamaktayız. 1€00’nun değerini
6,55 Frank olarak ele aldığınız zaman, 1€00’ya
domates alsanız bile Frank karşılığında tam 6,5
kat daha fazla para ödemiş olacaksınız. 3€00
olunca vereceğiniz para 19,00 Frank’ı
bulmaktadır. 19 misline çıkan bir fiyat artışını
Avrupa’da insanlar nasıl karşılayacaklar? Hal
böyle iken eğer maaşınız da düzenli artmıyorsa
işiniz felaket demektir. Gerçeklerin ifade
edilmesinde bu da her şeyi olduğu gibi
yansıtmıyor.
Geçmişte 300 000 Frank karşılığında ev sahibi
olanlar aynı eve 300 000 € vererek sahip olma
durumuna düşürüldüler. (Yani 1.900 000 Frank
seviyesine dönüştürüldü)
Hani Türkiye’den görülen toz pembe Avrupa ile
bizim içinde yaşadığımız Avrupa birbirinden bir
çok konuda oldukça farklı, gerek insan hakları
açısından gerek değerlerin korunması açılarından
hiç de göründüğü gibi değil. «Euro» ile
zenginler iyice zenginleştiler. Paraları
varlıkları değer üzerine bir çok defa katlanarak
değer kazandı. Fakirler, daha da fakirleştiler.
Orta tabaka ortadan kalktı. Paris çevre yolu
kenarları ve köprü altları evsizlerle,
kimsesizlerle dolup taşmaya başladı.
Karavanlarıyla gelen yoksullar ya da çingeneler
büyük mağazaların park yerlerini ikamet alanı
olarak kullanmaya ve gelen giden müşterilerden
para veya yiyecek dilenmeye başladılar.
Araçların kilitleri kırılarak yapılan
hırsızlıklar yoğunlaştı. İnsanlar hayat
pahalılığının yanında bir de uğradıkları
saldırıları ya da zararları gidermek için de
masraf yapmaya başladılar.
Siyasetçiler uluslar arası toplantılarda bu
gerçeklere sırtlarını dönerek her şeyi güllük
gülüstanlık gibi göstererek nutuk atmayı
sürdürdüler.
Şimdi ucuz emekle dışarıdan getirilen kalitesiz
ürünler, genleriyle oynanmış sebze ve meyveler
Avrupa pazarlarında denge unsuru olarak
yerlerini alıyor. Boyası kanserojen olan
giysiler, oyuncaklar, zararlı katkı
malzemeleriyle üretilmiş mamullere rağmen alan
memnun satan memnun hesabıyla bu görüntü
sürdürülüyor. Bu manzarayı oburlaştırılmış
şişman çocuklarda, vücut hatları orantısız olan
insanlarda, güvercinlere kadar evcil hayvanlarda
dahi görebiliyoruz. Yani para değer olarak
insanın önünde yer aldı. Kapitalizm
hassasiyetleri budayarak, eriterek hatta yok
ederek varlığını pekiştiriyor. Yarınlarda kendi
kendilerini kontrol edebilecek akıl sahiplerini
bulabilmek ise oldukça güç olacak.
Özgürlüğün ve demokrasinin kepenkleri indirilmiş,
sömürünün gücü ise artırılmıştır. Ahlak, dostluk,
dayanışma, kardeşlik ve insanlık gibi ulvi
değerlerin yerine çıkarcılık, menfaat ve
bencillik getirilmiştir.
Bu durum Avrupa ile işbirliği içerisinde olan
bütün ülkeleri de
insanları da olumsuz yönde etkiliyor...
Avrupa ve ABD sevdalısı Ahmet Altan’ın : «Memleketi
bir çift kadın memesine satarım» sözü bu anlamda
ele alınırsa olumsuzluklara bir örnek olacak !
2008 yılında, daha Avrupa topluluğuna girmeden
taze fasulyenin fiyat artışı Türkiye’de bugün
%221 oranında! Eğer Türkiye bu topluluğa girerse,
o zaman € ile fasulye Türkiye’de sarraflar
tarafından satılacak.
Daha Avrupa Birliğine girmeden Türkiye’de AKP
yönetiminin basiretsiz uygulamalarıyla bir çok
kurumun, değerin ve anlayışın çöktüğünü
görüyoruz.
Türkiye’de KDV tezek için %18, fakirlerin
simiti için %8 oranında alınırken, zenginlerden
pırlanta, yakut ve inci için alınmıyor.
Bir soru : Türkiye Avrupa birliğine girebilecek
mi? Cevabın birincisi Avrupa’daki halkların
düştüğü durumda ve oylarıyla bu topluluğa
bakışında gizli. İkinci husus ise gelecekte bir
çok unsur bombeleşerek, şişerek, farklılaşarak,
değişerek kendi kendine değişik şartlar
oluşturacak ve Türkiye asla giremeyecek.
Paris, 07.06.2009
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman
ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------
Grafik (Resim) :
Üzeyir Lokman ÇAYCI
