E-Posta                                                                                                 TÜRKLERİN KÜLTÜR SİTESİ  

Türk Federasyon ve bağlı tüm dernekler, acı günde tatlı günde tüm yıl boyu Türk vatandaşının yanındadır, Türk Federasyon Goussainville Türk Fransız dostluk derneği, yeni dönem çalışmalarına başlamıştır, her türlü resmi işlerinizde yanınzdadır, TÜRK VE FRANSIZCA DİL KURSUMUZ BAŞLAMIŞTIR, ANPE den gelen yeni katılımcılar için  kayıt almaya devam ediyoruz. Goussainville ve çevresindeki tüm Okullarda türkçe tercümanlık çalışmalarımız devam ediyor
Ocak videolari
Çizgi  Filimler

Veda Hutbesi

Özlü sözler

Basın: Türk Fransız

   

 
Resim Galerisi
Fransizca dil kursu
Türkçe Fransızca sözlük

 

OĞUZ KAĞAN'IN DUASI
 

 

 

 

 

 
 
 
AVRUPA TOPLULUĞU
ÜLKELERİNE BAKIŞ


Bölüm 1


Üzeyir Lokman ÇAYCI

 

 

Domates aldım, kazık gibi... Hormonlu yani! Bıçak dahi kesmiyor.
Kendi kendime dedim : «Önce matkapla del, sonra içine dinamit yerleştir, patlat, parçalansın afiyetle ye!»
 

30 yıllık görüntü

Avrupa’da «€» para birimi ile ortaya çıkan ekonomik baskılar;  halka hayat pahalılığı, işsizlik, ücret düşüklüğü olarak yansıdı. Bunlar her yıl çözümsüz kaldığı için gelişerek sorunları körükledi. Bu Avrupa’nın görünen bir yüzü... Diğer yüzlerindeki olumsuzluklar ise sayısız problemler olarak toplumlara yansıyor.  Yabancıların maruz kaldıkları durumlar ise içler acısı bir görüntü arz ediyor. Yani Türkiye’ye veya Türkiye benzeri ülkelere söz söyleme hakkını elde edenlerin kendi kendilerini denetlemekten kaçtıklarını belgelerle ve örneklerle ortaya koyabiliyoruz.

İş yerleri yöneticilerine verilen sınırsız yetki, dilediklerine istedikleri ücreti vermek, dışlamak istediklerinin ise ücretlerini dondurmak hatta düşürmek gibi adil olmayan görüntüleri körükledi.  Bu kontrolsüzlüğün tacizleri ve baskıları artırdığı gibi bunlara paralel olarak iş kazalarını, meslek hastalıklarını da tetikledi. Patron ya da yönetici baskılarıyla hastalananların sayılarının azımsanmayacak boyutlarda olduğu da bilinmektedir. Tecrübeli kadroların dışlanmaları veya horlanmaları, kendilerine yakın ve kendi seçtikleri tecrübesiz kadroların söz sahibi olmalarını sağlamaktadır. Bu uygulamalar, geleceğe olumsuzluklar taşıyacak şekilde iş kalitesini ve üretim seviyesini de olumsuz etkilemektedir.

Bir örnek olarak, 14 yıldır maaş artışı yapılmayanlardan biriyim. Bu süre içerisinde oturduğum evin kirası ve elektrik, su parası gibi gider tutarları katlanarak arttı. 60 yaşına gireceğim ağustos ayı sonunda emekli olursam verilecek emekli aylığımın ise 386€80 olacağı bana bildirildi. Her ay ödemek zorunda olduğum kira ücreti ise 581€08’dir. Alacağım emekli maaşının hepsini versem dahi ev kirası için 194€28’lik borcumu nasıl ödeyeceğime ve hayatımı nasıl sürdüreceğime dair her hangi bir ilgi gösterilmediği gibi, yol gösterici bir açıklama da yapılmamaktadır.  İşte Avrupa’daki sosyal adalet!... Bu sebeple bu yıl oy vermedim. Avrupa topluluğunun halk desteğini kaybetmesi de bu görüntü altında gelişerek sürecektir.

T.C. Anayasasının 62. Maddesinde geçen «yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları hakkındaki ifadeler» başlıklı
«Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.» hükmü, gerektiği şekilde takip edilip uygulanıyor mu?

Bu yansımaların son seçimlerdeki bazı ülkelerdeki derinliğini görmek ise zor değil :
2009’da Almanya’da katılım oranı :  % 43.3...   1979’da bu oran  % 65.73 idi.
2009’da Portekiz’de katılım oranı : % 37.05
2009’da Hollanda’da katılım oranı : % 34.8
2009’da Çekoslavakya’da katılım oranı : % 27.84
2009’da Romanya’da katılım oranı : % 27.21
2009’da Litvanya’da katılım oranı : % 20.88
2009’da Slovakya’da katılım oranı : % 19.64
Bu durumu bugüne kadar topluluk ülkelerinde en çok katılımı olan Belçika’da dahi son seçimde % 85.86 oranında görüyoruz. Daha önceki seçimlerde bu oran hiç %90’ın altına düşmemişti. 1979 yılında katılım oranı bu ülkede % 91.36 idi.

¤  1979 yılında  9 üye ülkeyle, katılım oranı % 61,99
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka ve İrlanda
¤  1984 yılında 10 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,98
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda ve Yunanistan
¤  1989 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 58,41
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤  1994 yılında 12 üye ülkeyle, katılım oranı % 56,67
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya ve Portekiz
¤ 1999 yılında 15 üye ülkeyle, katılım oranı % 49.51
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç ve Finlandiya
¤  2004 yılında 25 üye ülkeyle, katılım oranı % 45.47
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs ve Malta
¤  2009 yılında 27 üye ülkeyle, katılım oranı % 43.09.
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Macaristan, Slovanya, Çekoslavakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs, Malta, Bulgaristan ve Romanya

Düşük katılım oranı neyin göstergesi?

Fransa’da 30 yıl öncesi ve sonrası

1979’da % 60.71
1984’de % 56.72
1989  % 48.8
1994  % 52.71
1999  % 46.76
2004  % 42.76
2009’da % 40.48

Ben yaklaşık 30 yıldır yaşadığım Fransa’da son on yıl içerisinde hayatın nasıl değiştiğini açık bir şekilde gördüm. Ben de bu zor şartları bizzat yaşıyorum. Uzun süre çalıştığım iş yerinde bir sendikanın temsilciliğini de yapmama rağmen gerek benim açımdan gerekse arkadaşlarım açısından işlerin iyiye gittiğini söyleyemem.
Yaklaşık 10 yıl önce 1 kilo domatesi yaklaşık 1,00 Frank ile 3,00 Frank arasında bir fiyatla satın alırken bugün bunu 3€ 00’ya kadar bir fiyatla satın alamamaktayız. 1€00’nun değerini 6,55 Frank olarak ele aldığınız zaman, 1€00’ya domates alsanız bile Frank karşılığında tam 6,5 kat daha fazla para ödemiş olacaksınız. 3€00 olunca vereceğiniz para 19,00 Frank’ı bulmaktadır. 19 misline çıkan bir fiyat artışını Avrupa’da insanlar nasıl karşılayacaklar? Hal böyle iken eğer maaşınız da düzenli artmıyorsa işiniz felaket demektir. Gerçeklerin ifade edilmesinde bu da her şeyi olduğu gibi yansıtmıyor.
Geçmişte 300 000 Frank karşılığında ev sahibi olanlar aynı eve 300 000 € vererek sahip olma durumuna düşürüldüler. (Yani 1.900 000 Frank seviyesine dönüştürüldü)
Hani Türkiye’den görülen toz pembe Avrupa ile bizim içinde yaşadığımız Avrupa birbirinden bir çok konuda oldukça farklı, gerek insan hakları
açısından gerek değerlerin korunması açılarından hiç de göründüğü gibi değil. «Euro» ile zenginler iyice zenginleştiler. Paraları varlıkları değer üzerine bir çok defa katlanarak değer kazandı. Fakirler, daha da fakirleştiler. Orta tabaka ortadan kalktı. Paris çevre yolu kenarları ve köprü altları evsizlerle, kimsesizlerle dolup taşmaya başladı. Karavanlarıyla gelen yoksullar ya da çingeneler  büyük mağazaların park yerlerini ikamet alanı olarak kullanmaya ve gelen giden müşterilerden para veya yiyecek dilenmeye başladılar. Araçların kilitleri kırılarak yapılan hırsızlıklar yoğunlaştı. İnsanlar hayat pahalılığının yanında bir de uğradıkları saldırıları ya da zararları gidermek için de masraf yapmaya başladılar.
Siyasetçiler uluslar arası toplantılarda bu gerçeklere sırtlarını dönerek her şeyi güllük gülüstanlık gibi göstererek nutuk atmayı sürdürdüler.

Şimdi ucuz emekle dışarıdan getirilen kalitesiz ürünler, genleriyle oynanmış sebze ve meyveler Avrupa pazarlarında denge unsuru olarak yerlerini alıyor. Boyası kanserojen olan giysiler, oyuncaklar, zararlı katkı malzemeleriyle üretilmiş mamullere rağmen alan memnun satan memnun hesabıyla bu görüntü sürdürülüyor. Bu manzarayı oburlaştırılmış şişman çocuklarda, vücut hatları orantısız olan insanlarda, güvercinlere kadar evcil hayvanlarda dahi görebiliyoruz. Yani para değer olarak insanın önünde yer aldı. Kapitalizm hassasiyetleri budayarak, eriterek hatta yok ederek varlığını pekiştiriyor. Yarınlarda kendi kendilerini kontrol edebilecek akıl sahiplerini bulabilmek  ise oldukça güç olacak.
Özgürlüğün ve demokrasinin kepenkleri indirilmiş, sömürünün gücü ise artırılmıştır. Ahlak, dostluk, dayanışma, kardeşlik ve insanlık gibi ulvi değerlerin yerine çıkarcılık, menfaat ve bencillik getirilmiştir.

Bu durum Avrupa ile işbirliği içerisinde olan bütün ülkeleri de
insanları da olumsuz yönde etkiliyor...

Avrupa ve ABD sevdalısı Ahmet Altan’ın : «Memleketi bir çift kadın memesine satarım» sözü bu anlamda ele alınırsa olumsuzluklara bir örnek olacak !
2008 yılında, daha Avrupa topluluğuna girmeden taze fasulyenin fiyat artışı Türkiye’de bugün %221 oranında! Eğer Türkiye bu topluluğa girerse, o zaman € ile fasulye Türkiye’de sarraflar tarafından satılacak.
Daha Avrupa Birliğine girmeden Türkiye’de AKP yönetiminin basiretsiz uygulamalarıyla bir çok kurumun, değerin ve anlayışın çöktüğünü görüyoruz.
Türkiye’de KDV tezek için  %18, fakirlerin simiti için %8 oranında alınırken, zenginlerden pırlanta, yakut ve inci için alınmıyor.  
Bir soru : Türkiye Avrupa birliğine girebilecek mi?  Cevabın birincisi Avrupa’daki halkların düştüğü durumda ve oylarıyla bu topluluğa bakışında gizli. İkinci husus ise gelecekte bir çok unsur bombeleşerek, şişerek, farklılaşarak, değişerek kendi kendine değişik şartlar oluşturacak ve Türkiye asla giremeyecek.

Paris, 07.06.2009


Selam ve sevgilerimle.

 
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
 
 
------------------------------------------------------------
 
------------------------------------------------------------

 

Grafik (Resim) :  Üzeyir Lokman ÇAYCI
 



 

-SEN OYNA YAVRUM- 

-BU MEMLEKET BİZİM-