| |

Üzeyir Lokman Çaycı
|
|
|
|
Dilimde
tüy bitti!
«AKP zihniyetiyle şehirleşme nerede, biz neredeyiz?»
«Hepimiz Kadir Topbaş’a soruyoruz : Lalelere kaç trilyon
verdiniz?»
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri
Tasarımcısı
Partizanlık yapanlar sorunları çözemezler!
Peygamberimiz (S.A) : «Layık olduğunuz idareyle
yönetilirsiniz» «Musibetler toplu gelir, iyilere de isabet
eder.» diyor.
Sizi helak edecek ilgisizlikler içinde bulunan, insanı hiçe
sayan, dışa bağımlı, bilgisiz, hizmet anlayışından uzak;
para ve getirimden başka kaygısı olmayan, konuştuklarını
irdelemeyen, insanlara tepeden bakan, karşılarındakilerini
devamlı suçlayan, eleştirilerden rahatsızlık duyan, bazı
kurumlarımızı ve vatanseverleri hedef haline getiren, devlet
imkanlarını ve zamanı kötüye kullanan siyasilerden, siyasi
partilerden kurtulmak sizin elinizde. Günah kapılarını
idrakle, kendinizi ve karşınızda bulunanları irdeleyerek,
yapılanları, yaşananları ve olayları gözden geçirerek
kapayabilirsiniz. Değilse size olumsuzluklar yaşatan
insanlara oylarınızla veya bedenlerinizle destek olursanız,
ya da onları alkışlamaya devam ederseniz, onların
işledikleri kusurlara, cinayetlere de ortak olursunuz.
İmam-ı Rabbani : «Hata yapmak Rahmani, hatada ısrar
şeytanidir» diyor. Size acılar yaşatanlara bir kere hata
yaparak destek oldunuz. Bundan sonra eğer sizi
yönetemeyenlere destekleriniz devam ederse bu tavırlarınız
size pahalıya mâl olabilir.
Her şeyin bir çözümü var, ama ehli olmayan insanlara rey
verenlerin karşılaştıkları olayların çözümü yok! Sonuçlar
ortada. Ölenlere, yıkılanlara, heba olanlara, acı çekenlere,
mağdur olanlara, evsiz, işsiz, hayvansız ve eşyasız
kalanlara «ah, of, vay» demekten başka söyleyecek bir
şeyiniz yok!
AKP resimleri karşınıza çıktıkça siz hâlâ onların adamları
olduğunuzu söylemeye devam ediyorsunuz... Silivri’de
yaptıkları mahkeme salonunun çatısının çökmesi size neleri
hatırlatıyor?
Hepimiz Kadir Topbaş’a soruyoruz : «Lalelere kaç
trilyon verdiniz?»
Gazete haberleri :
«10 Eylül 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi : Sel İstanbul’da
90 milyon dolarlık malı alıp götürdü.»
«10 Eylül 2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi : İstanbul çöktü:
26 ÖLÜ ... Trakya’yı perişan eden ve göstere göstere gelen
sel dün de İstanbul’u vurdu. Yetkililerin ihmali infial
yarattı»
«11 Eylül 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi : Kiptaş'tan dere
yatağına villa»
«11 Eylül 2009 tarihli Haber Cem : Ankaralılar üst katlara
taşınsın ! Bu sözler Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
Melih Gökçek'e ait... İstanbul’da bugün de sağanak yağış
bekleniyor. Alt katlarda oturan Ankaralılar ise üst katlara
taşınmaları için uyarıldı.»
«11 Eylül 2009 tarihli Haber Cem : Dere ağzına gümrük yeri!
İthalat ve ihracatın can damarı Halkalı Gümrüğü selde su
altında kalıp felç oldu... Sel felaketi, dış ticaretin ana
kapılarından biri olan Halkalı Gümrüğü’ndeki çarpıklığı da
ortaya koydu.»
«11 Eylül 2009 tarihli Haber Cem : Kadir Topbaş'a büyük
tepki! Önce bir kadının 'Geç kaldınız' diyerek protesto
ettiği Topbaş daha sonra evlerinin balkonunda bulunan
vatandaşların hedefi oldu. Topbaş, "Lalelere kaç trilyon
verdiniz, bize dört günden beri bir sıcak çay veremez
miydiniz?" diye bağıran vatandaşlara "Geçmiş Olsun" yanıtını
vererek yoluna devam etti. Topbaş ilerlerken vatandaşların
alkışlarla protestolarına devam ettiği görüldü.»
«10 Eylül 2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi : Selimpaşa
kayıplarına ağlıyor!.. 8 Eylül’den beri haber alınamayan
minik Dila ile 75 yaşındaki Nihat
Serdiyol, Selimpaşa’yı üzüntü ve acıya boğdu»
Bilim adamlarından faydalanması gereken zihniyet onlarla
mücadele ediyor!
«13.09.2009 tarihli Haber Cem : AKP muhalifi öğretim üyeleri
kovuldu»
Kusurlar, ihmaller,
ilgisizlikler kader olamaz!
Halk kendilerine felaket hazırlayanlara desteğini
sürdürdükçe biz daha çok ve uzun süre bu tür acılarla
karşılaşacağız.
Kendilerini kontrol edemeyenlerin yağmurları kontrol
etmeleri mümkün mü?
Olayların duyuruluş şekli ilk anda : «Yağmur hayatı felç
etti, alt yapı çöktü, evler ve dükkanlar sular altında kaldı.
Altı kişi öldü. Elli hayvan telef oldu!»
Sonra, soruşturma açıldı, cesetler bulundu, hasar tespiti
yapıldı… gibi demeçlerle alışılagelmiş yüksek (?) ve asil
(?) devlet adamlığı gösterileri…
İstanbul’u çiçeklerle süsleyenlerin bu tavırlarıyla neleri «ört-bas
ettiklerini» bunca afetlere ve ihmallere rağmen hâlâ
göremiyor musunuz?
Bir yakınım ikinci kez AKP’den belediye başkanlığına
adaylığını koymak istiyordu. Ben sordum : «Bir kez kaybettin,
niye bu kadar ısrarcısın?». Bana verdiği cevap ilginçti :
Kayınbiraderimi işsizlikten kurtaracağım ve emekli olunca
genel müdür seviyesinde maaş alacağım. İşte
karşılaştıklarımızın temelinde bulunan hizmet anlayışı!
Pekiyi ben onun sözüne nasıl karşılık verdim?
«Millete hizmet yerine, kişisel arzularını tatmin etmek için
belediye başkanı olacağına git onurla anılacağın ve
vicdanını rahatlatacak başka bir şey ol!» dedim.
Ben yaklaşık 29 yıldır Avrupa’dayım. Türkiye’deki AKP
zihniyetli yöneticilerdeki kaygısızlıkların ve
umursamazlıkların bir benzerini buralarda görmedim. Yaşanan
bir çok olaylara ve acılara rağmen biz Türkiye’de insanı ön
plana çıkaran en ufacık bir tedbir alındığını görmüyoruz.
Gerekirse yapay yüksek tepeler oluşturularak, yerleşim
alanlarını iyi tespit edecek ve çevre düzenlemesi konusunda
uzman, çağdaş, mimar ve mühendislerden oluşan «bir
şehircilik konseyi» oluşturmadan sığ ve bağnaz kafalarla dün
olduğu gibi, bugün yaşanan ve yarın yaşanacak olayları,
afetleri, tahribatları ve ölümleri önlememiz mümkün değil!
«Şehirleşme» konusunda bugüne kadar yazdığım yazıların
başlıkları :
¤ 14.03.2006 tarihinde «Şehirleşme»
«Bir Süleymaniye’nin asaletini yansıtan her hangi bir eser,
bir anıt, bir yapı gördünüz mü son yıllarda. Mimarlardan,
Mühendislerden, bilim adamlarından oluşan ekipler yönetmiyor
şehirlerimizi... Oy avcılarının gölgeleri dolaşıyor her
tarafta. Siyaset rüzgarları karartıyor tarihimizi...»
«Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR : “Yanlış park politikası
sebebiyle günümüzde trafiğin %50’lik bir randımanla
çalıştığını, yollara gelişigüzel bırakılan araçlarla
konutlarda çıkan yangınlara itfaiye araçları ile müdahale
edilemediğini ve henüz bazı projeler tamamlanmadan yeni
projelere başlamanın ise gelecek açısından İstanbul’u
istenmeyen şartlara iteceğini” ifade etti.»
¤ 02.11.2006 tarihinde «DOĞAL
AFET Mİ, İHMAL Mİ?»
«Yağmur sonrası oluşacak can ve mal kayıplarıyla ilgili
bugüne kadar ciddi hiç bir önlem alındığını gördük mü?...
Görmedik! En iyisi siz yine “Seninle bu millet gurur
duyuyor ! » diye meydanlarda size bu acı anları yaşatanları
kamçılayıcı taltiflere devam edin... Oylarınızla
destekleyin ki evlerinizi tekrar su gölleri haline
getirsinler, yollarda belinize kadar sular içerisinde
yürüyerek can havliyle çırpınma anlarını size tekrar tekrar
yaşatsınlar...
Lütfen bu fırsatı onlara verin...»
¤ 10.03.2007 tarihinde «ŞEHİRLEŞME VE ETKİLENİŞİMLER»
«Gelecek nesillere tarihimizi ve değerlerimizi sağlıklı bir
şekilde ulaştırmanın yolu onları korumak ve kollamaktan
geçer.
Başka ülkelerden etkilenişimle şehirlerin şekillenmeleri o
kültüre olan ilgiyi azaltabilir. Türkiye'ye gelen bir
Avrupalı, Osmanlı ve Türk kültürünü görmek için gelmektedir.
Yozlaşma ve başkalaşımlar bakış açısını olumsuz yönde
etkilemektedir.»
«Ormanların veya yeşil sahaların yerinde çeşitli amaçlarla
yükselen inşaatlar hiç yadırganmıyor. Şehirlerin hangi yönde
yozlaştığı ve genel görünümü nasıl etkilediği sorgulanmıyor.
İstanbul Araştırmalar Vakfı yöneticilerinden İnal KIRAÇ
tarafından 10.03.2007 tarihinde Haber Türk Televizyonunda
yapılan bir açıklamayla İstanbul'da inşa edilecek olan bir
yapının Amerika'daki filan binaya benzeyeceğinin
belirtilmesi ülkemizdeki şehirciliğin nasıl
şekillendirildiğine dair bir ipucu vermektedir.»
«Fransa'da herhangi bir bölgede herhangi bir yapının dış ve
iç görünüşü bölge şehircilik kurumlarınca kayda alınmakta ve
herhangi bir değişiklik için de izin alınması gerekmektedir.
Üniversitelerimizden konuyla ilgili uzman öğretim üyelerinin
de yer alacağı Şehircilik Kurullarıyla yapılanmaların
gelişigüzelliklerden arındırılmaları gerekir.
Her ilin valisinin başkanlığında aynı kurullar bünyesinde
oluşturulacak güvenlik bürolarıyla da son yıllarda kamuoyuna
yansıyan olumsuz gelişmelerin de önü kesilmelidir.
Böylece sadece belediye başkanlarının kararlarıyla değil;
tarafsız ve bilimsel kurulların kararlarıyla şehirlerimizin
geleceği kontrol altına alınmalıdır.»
¤ 30.04.2007 tarihinde «ŞEHİRLEŞMENİN
SOSYAL BOYUTU»
«Yaşadığımız alan bizim seçimlerimizle şekillenmiyor...
Genel ortamda bireysel haklarımızın, çoğu kez bilimsellikten
uzak, siyasi ve ticari kararlarla budandığını görebiliyoruz.
»
«Gelecek düşünülmeden orman arazileri, içme suyu oluşturan
yüksek tepeler bilinçsiz şekilde katlediliyor!»
«2006 yılının son ve 2007 yılının ilk haftasını Ankara'nın
Dikmen bölgesinde geçirdim. Başkentin merkezine çok yakın
olan bu bölgeden Kızılay'a, Ulus'a ve Keçiören'e yolcu
taşıyan araçlardaki insanların ister yüz hatlarını inceleyin,
isterseniz çevreyi gözden geçirin. Hele hele 30 yıla yakın
bir süreyi gurbette geçiren bir kişi olarak Fransa'nın
başkenti Paris ile Türkiye'nin başkenti Ankara'yı
kıyaslamaya çalışın. «Ana cadde üzerinde yerlerine
konulmamış veya iyi bağlantısı yapılmamış düzensiz taş
yığınları... Kaldırım ve yol seviyesindeki dengesizlikler,
özürlü vatandaşlarımızı önemsemeyen bir yığın
gelişigüzellikler.» sizi yönetenlerle ilgili
sorumluluklarınızı hatırlatabilecek mi? Yani sizin
seçtiğiniz insanların politik ve hizmet için yeterlilik
seviyelerini sorgulamadığınız ortaya çıkıyor... Onların dini
duygularınızı kullanarak daha uzun süre sizi perişan etmeye
devam edecekleri anlaşılıyor !
İnsanlarımızın kendilerine sunulan hizmetlerin seviyesini
görmeye engel olan birer saplantıları mı var ?
Yağmur veya kar yağdığında nerede olmak istersiniz ?... Hiç
kanalizasyon çıkışı olmayan, yağmur veya eriyen kar
sularının çevrenin tozları topraklarıyla birleşerek, çamur
halinde sel gibi savrula savrula aşağılara aktığı Dikmen'de
mi, yoksa ıldır ıldır yağmur veya kar sularının her 20
metrede kanalizasyona çıkış yaptığı Paris'te mi olmak
istersiniz ?
Trafik kazalarına, felaketlere sebep olan idarecilerin
vurdumduymazlığına alışmış, tepki gösterme hassasiyetini
yitirmiş, çamur deryası üzerinden hoplaya zıplaya yürüme
hünerine sahip insanların da bu manzaraya katkıları
küçümsenmeyecek kadar büyük.
Dostlarınızın veya sevdiklerinizin yanında veya destekçisi
olmak için daha nelere katlanacağınızı da biliyorum.
Unutturulan geçmişi aramaya kalkışmak mümkün mü?»
«Çevredeki gürültüler, ekonomik ve sosyal baskılar çeşitli
olumsuzluklar halinde karşımıza çıkıyor... Bilim adamları
veya analizciler de aynı problemlerin içerisinde
bulundukları sebebiyle çözüm üretme yönünde herhangi bir
adım atamıyorlar.
Değişik görüşlerin veya fikirlerin sabırla karşılanılması,
isabetli ve dengeli kararların alınması, toplumun bütün
kesimlerinde insanların birbirlerini kucaklamaları gibi
insani yaklaşımları sık sık görebiliyor muyuz?
Eğitim ve kültür farklılıkları, fakirlik ve işsizlik de
toplum içinde uçurumlar oluşturuyor.
Dış güçlerin, huzur istemeyenlerin, kışkırtıcıların boşluğa
düşürülmüş insanları istedikleri gibi kullandıkları veya
suçlu ürettikleri ya da yön verdikleri bir dönemde ucuz
demeçler vermek fırsatçılara güç veriyor.
Önemli olan vahşete meydan hazırlayanların, eğitim sistemini
kendi basit politikaları içerisinde çıkmaza itenlerin,
şehirleri güvensiz ve yaşanmaz hale getirenlerin demeç
vermeye ve kendilerini olayların ve manzaraların dışında
tutmaya hakları ve yetkileri de yoktur.
Merhametsiz bir ruhtan adalet, sevgisiz bir yürekten
insanlık, bencil ve saplantılı bir kişilikten de hizmet
beklenemez.»
¤ 11.03.2009 tarihinde
«Geçmişten koparılan şehirler»
«Ankara ve İstanbul»
«Bu şehirlerin sokaklarında suskunluklar yürüyor,
vurdumduymazlıklar gezinti yapıyor, ilgisizlikler görev
yapıyorlar!
Çeşitli iklim şartlarında bu şehirlerimizden bize
yansıyanları Avrupa ülkelerinde görmeniz mümkün değil! Yani
insan adeta bu şehirlerimizde unutulmuş durumda. Sabah
evinizden sağlam çıktıysanız akşam evinize sağ veya sağlam
dönmeniz mümkün olmayabilir. Kontrolsüzlüğün ve
denetimsizliğin cirit attığı bu şehirlerde inşaatlardan
düşürülen çeşitli malzemelerle hayatlarını kaybedenlerden,
açılan kanalizasyon çukurlarında ölen çocuklarımızdan veya
değişik ihmallerle kaybettiğimiz veya özürlü hale
düşürdüğümüz insanlarımızdan bahsediyorum!»
«Bozulan çehreleriyle bu iki şehir iki doktor arıyor!»
¤ 26.05.2009 tarihinde
«Şehirleşme ve sağlık politikaları»
«Anayasa`nın 5. Maddesi
Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.»
«Anayasa`nın 56. Maddesi
A. Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına
sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre
kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve
verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla
sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini
düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve
sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek
yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi
için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.»
«Türk Ceza Kanununun 171. maddesi (1)
Taksirle;
a) Yangına,
b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya
taşkına, neden olan kişi, fiilin başkalarının hayatı,
sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olması hâlinde,
üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.»
«Yaklaşık otuz yıldır Avrupa’da yaşayan bir kişi olarak, AKP
gibi bir siyasi zihniyetle ve bahsettiklerime benzer
olumsuzluklarla hiç karşılaşmadım.
İslam dışı, insan sevgisinden uzak, para dostu AKP görüntüsü
ilerde onu destekleyenleri de zor durumda bırakacak,
vicdanen sorumluluktan kurtulamayacaklardır.
Yapılan eleştirileri göz önüne alarak tedbir almaları
gerekenler eleştiri yapanları cezalandırma, susturma ya da
etkisizleştirme yoluna başvuruyorlar. DENETDE ve YARSAV
yöneticilerinin maruz kaldıkları baskılar, yolsuzluklar ve
haksızlıklar içinde bulunan AKP zihniyetini iyice
belirginleştirmektedir.
Bütün bunlar incelendiğin de gerek bu baskıcı anlayışla
Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ’dan gerekse bu tür hadiselerle
ilgili bugüne kadar duyarsızlık gösteren AKP yönetiminden en
ufacık kendilerini ya da icraatlarını denetlemek gibi ölçü
ve adalet arzeden bir hareket, davranış ya da kendilerine
çeki-düzen verme gibi yaklaşımlar göstereceklerini
düşünmüyoruz... Daha cenazeler ortada dururken kendisine
sorulan sorulara spekülatif ifadeler diye yakıştırma
yapanlardan, Kuddusi OKKIR’ın tedavisini engelleyerek
ölümüne sebep olanlardan, Prof. Dr. Mehmet HABERAL’ın
mesnetsiz suçlamalarla tutuklanmasına ve hastalanmasına
sebep olanlardan insani tavır, kusursuz bir hizmet, İslâmi
bir hassasiyet beklemiyoruz.»
Tepkisiz bir toplum olmanın sonuçlarını «ağır
faturalarla» hepimiz ödeyeceğiz!
Onlar farklı ve dış kaynaklı gündemlerle karşınıza çıkarken
sizi problemler içerisine itecekler!
İnsan sevgisi taşımayan, kurumları, şehirleri birer ticari
alanlar gibi görenlerin bize yaşattıkları, son olaylarla
sınırlı kalmayacak, hiç beklemediğimiz anlarda ve tahmin
edemeyeceğiz görüntülerle sık sık karşı karşıya kalacağız.
İstanbul, 13.09.2009
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------
|
|
|
|
|