|
Ayşe ortaokul ikinci sınıfa kadar başarılı bir şekilde okudu.
Gelirlerinin az olması sebebiyle babası onu okula daha fazla
gönderemedi. İki yıl sonra, komşularının Fransa'da çalışan küçük
oğlu Recep efendinin, kızlarıyla evlenme isteğini de bir şans
kapısı diyerek geri çevirmediler. Sade bir düğün yapıldı.
Ve Sirkeci'den kalkan bir trenle 1980 yılının Aralık ayında Ayşe
gurbet yollarına düştü.
Recep efendiyle karısı arasında on yaş fark vardı. Önceleri çok
güçlük çekmesine rağmen gurbetin acımasızlığı ile, kocasının
anlayışsızlığı Ayşe'ye epey tecrübeler kazandırdı. Aklı ve
anlayışıyla bütün zorluklara karşı dirençli olabileceğini her
haliyle gösteriyordu.
Evliliklerinin beşinci yılında bir erkek çocukları dünyaya geldi.
Ayşe hamile kalıncaya kadar da kocasının suçlamalarıyla karşı
karşıya kaldı..."Hatta sen kısırsın ... seni boşayacağım"
tehditleriyle Ayşe'ye söylemediği söz kalmadı.
Ama sonraları doktorlar, tedavi gören her ikisinden kusuru, Ayşe'de
değil onda bulmuşlardı.
Patronundan gördüğü baskılarla beraber ağır işlerde
çalıştırılması Recep efendinin sinirlerini iyice
gerginleştirmişti. Baskılar sadece iş yerlerinde kalmıyor,
evlere ve aile hayatına kadar yansıyordu... Kocasının stresten
uyuyamadığı gecelerde, Ayşe de uykusuz kalıyordu...
Yabancı olmak ve bu şekilde para kazanmak gurbette kolay değildi...
Dışarıdan hoş görünen bir çok şey gibi gurbet hayatı "alamancılar"
süslemesi içinde gerçeği yansıtmıyordu? Ayşe bunları düşünürken
yarınlara taşınacak acı hatıraları da kalbinden asla
çıkaramıyordu.
Dört yaşındaki çocuklarının koltuğun üzerinde uyuduğu bir sırada,
havanın soğuk olmasını da düşünen Recep efendi :
"Hanım... çocuk uyurken mağazaya gidip gelelim..." dedi...Ayşe
bir an için tereddüt ederek kendi kendine mırıldandı: "Hadi
çocuğa bir şey olursa?...Durup dururken gene kocamı
kızdırmayayım...Gurbet hayatı zaten sabrını tüketti..Her halde
çabuk gider geliriz...
Dışarıda hava da çok soğuk..."
Recep efendi karısının kendi kendine söylendiğini fark edince :
- Bir şey mi dedin?
- Yooo...Kendi kendime mırıldandım...Hava da çok soğuk...Hiç
olmazsa çocuğumuz üşümez...
- Ben de aynı şeyleri düşünmüştüm...
Evleri Paris bölgesinde bulunan Argenteuil'de idi...Çok konforlu
da sayılmazdı...
Gidecekleri Carrrefour Mağazası ise arabayla on dakikalık
mesafedeydi... Aceleyle evlerinden çıktılar.
Alışveriş süresi yaklaşık iki saat sürdü... Yol bir trafik
kazasıyla iyice kapanmıştı. Ayşe'nin içinde bir sıkıntı vardı...Zaman
zaman bu boğazında adeta düğümleniyor, nefesi kesiliyordu...
Kocasını da endişelendirmemek için oradan buradan konuşarak
zaman kazanmaya çalışıyordu...Biraz ilerideki kaza yerine giden
ambulans sirenleri, polis araçları da onlara iyi etki
bırakmıyordu...
Nihayet yol açıldı... Her ikisi de derin nefes aldılar. Ve
kazasız belasız evlerinin önüne geldiler.Arabalarından inerken
Recep efendi karısına :
- Sen hemen yukarı koş...Belki çocuk uyanmıştır...
Ayşe evin anahtarlarını kocasından almayı unuttuğunu, fark
edince geri döndü;
"Hay aksilik... anahtarları almayı unuttum..." diyerek kendisine
doğru gelmekte olan kocasından onları aldı ve tekrar üçüncü kata
çıktı...Kapıyı açtığı zaman küçük Ali'nin elinde büyük bir bıçak
vardı...Salonda bulunan yeni alınmış deri koltukları bu bıçakla
kullanılamayacak hale getirmişti...
Recep efendi içeriye girdiğinde çılgına döndü.. İri elleriyle
küçük Ali'yi dövmekle kalmadı... Onun ellerini sert bir iple
bağlayarak banyo küvetinin içine attı...Ve dışından kapıyı
kilitledi,"Şimdi koltukları parçala bakayım gücün yeterse..."
diye bağırdı...Sert ve kendi kendini kontrolden çıkmış kocasının
bağrışmaları karşısında Ayşe için için ağlayarak titriyordu,...
"Koltuğu her zaman alabiliriz ama çocuğuma, biricik evlâdıma bir
şey olursa...Ben ne yaparım o zaman?" diyordu içinden, ağlarken...
babasının iri elleri altında ve gürlemeleri karşısında yardım
bekleyen, annesine beni kurtar dercesine küçük Ali'nin bakışları,
unutulacak gibi değildi...Ayşe bütün hayatını etkileyecek bu anı
asla unutamayacaktı...
Aradan üç saat geçmişti...Kapılarının önünden sesler geliyordu.
Sonra kapılarının zili çalındı. Komşuları Dursun bey ve Hilal
hanım küçük çocukları Ferhat ile ziyaretlerine gelmişlerdi.
- Recep efendi misafir kabul eder misiniz?
Ayşe çok sevindi.. Zihninden "çocuğum şimdi kurtulacak..."
diyordu... Ve yürekten :
- Buyurun...buyurun ! dedi.
Komşularının altı yaşlarındaki çocukları Ferhat annesine
sessizce :
- Anne... Ben Ali ile oynamak istiyorum...
- Sahi Ali nerede bizim çocuk, onunla oynamak istiyor...
Recep efendi ve Ayşe önce birbirlerine bakıştılar... Sonra Ayşe
dayanamadı :
- Biz çocuğumuzu, uyurken evde bırakarak Carrefour'a gitmiştik...
Orada iken uyanmış... Bizi bulamayınca mutfaktan büyük bir bıçak
alarak rast gele üzerinizdeki oturduğunuz yeni deri koltukları
parçalamış... Kocam her gördüğünde sinirlenmesin diye ben biraz
evvel, üzerlerine battaniye örttüm...
- Hilal Hanım:
- Sonra ne oldu?
- Beyim çok sinirlendi...
Ayşe gözyaşlarını tutamayarak...
- Önce iyice dövdü... sonra...
.....
- Sonra ellerini bağlayarak banyo küvetinin içine attı.
Dursun Bey:
- Ne zaman oldu?
Recep efendi :
- İki üç saat oldu...
Hilal Hanım :
- Yani üç saattir küçük Ali, banyoda
demek...Sizde hiç insaf yok mu?
Hilal hanım ve Dursun Bey yerlerinden fırlayarak banyoya
koştular.
Hilal Hanım :
- Bir de üstelik küçük, minicik yavrunun üzerine kapıyı
kilitlemişsiniz... Bu olacak iş değil... Yazıklar olsun size...
Hilal hanım, Recep efendiye dönerek...
- Sonra hanımına baskı yapa yapa bu duruma
düşürdün...Çocuğunun bu hali karşısında korkudan hissiz kalacak
kadar...Sen ne biçim adamsın be!...
Dursun Bey hanımına eliyle dokunarak sessizce :
- Fazla ileri gittin... Ağır konuşma... Zaten adamların başı
dertte...
Banyo kapısı açıldığın da küçük Recep banyo küveti içerisinde
uyuyordu. Ayşe fırladı ve çocuğunu bağrına bastı... Elleri
mosmor olmuştu... Uyanan Ali'nin ellerini misafirleriyle
çözdüler... Ama morluk dakikalar geçmesine rağmen
kaybolmamıştı...
Dursun Bey :
- Çocuğu acele hastaneye götürmemiz lazım... Kangren olabilir...
Ayşe ve Recep efendi komşularının bu sözleri karşısında donup
kalmışlardı.
Hepsi iki araçla hastaneye gittiler.
Acil serviste bütün müdahalelere rağmen, küçük Ali'nin iki eli
birden kesilmişti. Hastane çalışanları dahi olay karşısında
gözyaşlarını tutamamışlardı.
Küçük Ali, artık bundan sonra oyuncaklarını iki eliyle tutarak
oynayamayacaktı...Annesinin ve babasının ellerinden
tutamayacaktı...Çok sevdiği Afyon'daki dedesine resim yapıp
gönderemeyecekti... Asker dahi olamayacak...
Mektup dahi yazamayacaktı... Ve en önemlisi koltukları bir daha
parçalayamayacaktı...
Ya annesi ve babası küçük Ali'nin yeni dünyasında eskisi gibi
olabilecekler miydi? Babası bir daha bağlıyacak bir el
bulamayacak... Onun elleriyle verilecek bir bardak sudan dahi
her ikisi mahrum kalacaklardı...
Aradan üç gün geçmişti. Küçük Ali, akşam üstü yavaş yavaş
babasına yaklaştı. Babası başını kaldırarak, oğlunun, hüzünlü
haliyle bir şeyler söylemek istediğini fark etti.
- Babacığım bundan sonra yaramazlık yapmayacağım. Size söz
veriyorum.Bir daha bıçaklara da dokunmayacağım. Uyuduğum zaman,
siz evde olmazsanız bile yatağımdan aşağıya inmeyeceğim...Ne
olur babacığım doktor amcalara söyle de benim ellerimi geri
taksınlar...Ne olur babacığım bana ellerimi geri versinler!...
Recep efendi, bu sözler karşısında dayanamadı...Çocuğuna iyice
sarıldı...
Kokladı...Bu son olacak diyordu...Bir naylon torba içerisine bir
şeyler koydu...Hanımına baktı...Küçük Ali babasının arkasında
idi... Bir ara göz göze geldiler...Sonra kapıyı dışarıdan
kapayarak aşağıya indi. Arabasıyla evin önünden uzaklaştı. Ayşe
ve küçük Recep pencereden onun gidişini gözlediler... Evlerinin
önündeki ışıksız caddede gözden kayboluncaya kadar...
Hanımına "Allahaısmarladık ..." bile dememişti. Uzun süre
kocasından haber alamayan Ayşe, gece yarısı Emniyet Müdürlüğü'ne
gitti. Evden çıktıktan sonra bir daha eve dönmediğini
bildirerek, kocasının bulunmasını istedi...
Eve geldikleri zaman Ayşe kocasının koltuk üzerine bıraktığı
gömleğini kokladı. Kendi kendine: "Recep... her şeye rağmen ben
seni seviyorum... Seni bu hale getirenler utansın..." dedi.
Annesinin ağladığını gören küçük Ali :
"Anneciğim babam bir daha eve dönmeyecek mi? Yoksa benim
ellerimi istemek için doktor amcaların yanlarına mı gitti? Ne
olursun anneciğim babama söyle de doktor amcalar ellerimi geri
taksınlar... Ben oyuncaklarımla oynayamıyorum."
Ayşe çocuğunun bu sözleri karşısında gözyaşlarını tutamadı.
Kucağındaki yavrusuyla koltuk üzerinde uyuyakalmıştı.
Ertesi günü, sabahleyin iki polis memuru evlerine geldi.
Kocasının bir ağaca bağladığı iple, kendisini asarak intihar
ettiğini, kimlik kartını da üzerinde bulduklarını kaydettiler...
Ellerini kaybeden çocuğu için gözyaşı döken bir ananın henüz
gurbetteki çilesi bitmemişti... Gözyaşları kurumadan
karşılaştığı diğer bir olay, onu başka bir dünyada yapayalnız
bırakmıştı...
Kocasının işyerinde gördüğü baskıların izleri üzerinde hayatını
küçük Ali'yle sürdürecekti...Yüreğine çivilenmiş acılara rağmen.
01.05.1992
Not : Tarafıma ulaştırılan yazılarımın bululunduğu gazete ve
dergilerin isimleri sitelerimizde duyururulmaktadır.
Gurbet Çiçeklerinin yer aldığı yayınlar :
° ÇORUMLU 2000 DERGİSİ (Türkiye)
° Bir Yudum Hikâye, Timaş Yayınları (Türkiye)
° GÖNÜLDEN GÖNÜLE DERGİSİ Ocak 2002 - N° 18, Sayfa : 13
(Yunanistan)
° Doğu Edebiyatı : Kültür, sanat ve edebiyat dergisi, Yıl 1,
Sayı 2, Sonbahar - Kış 2007
http://www.doguedebiyati.com/de2/10.pdf
Ne dediler ?
¤ Cumartesi, 23.03.2002 21h06
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Üzeyir Bey Merhaba,
Umarım iyisinizdir. 18. sayımızı size biraz gecikmeli olarak
göndermiştik. Umarım elinize geçmiştir. Veya bir iki güne kadar
elinizde olacağını tahmin ediyorum.Sizin gönderdiğiniz "gurbet
çiçekleri" başlıklı öykü ile 2 şiiriniz bu sayımızda dergimizde
yayımlandı ve okurlarla buluştu.Özellikle "gurbet çiçekleri"
başlıklı öykünüzle ilgili okurlarımızdan bir çok e-mail aldık.
Ve öyküyü okurken gözyaşlarına hakim olamadıklarından ve çok
etkilendiklerinden bahsediyorlar genel anlamda.Şunu itiraf
etmeliyim ki, ben de öykünüzü daha okurken göz yaşlarımı
koyuverdim. Ve bir kez daha sevgi kavramı ve etrafımızdaki
insanlarla bence çok kutsal olan ilişkilerimizin ne kadar önemli
olduğunu anladım. Sevdiklerimizi daha hayatta iken veya daha
fazla geç olmadan değerlerini bilmemiz gerektiğini, belki de bir
kez daha keşfettik. Çok teşekkürler...Çalışmalarınızda başarılar,
iyi günler...
Hasan Hacı
Gönülden Gönüle
Dergisi
Yunanistan
¤ Cuma, 18.O1.2002 17h43
Merhaba Uzeyir bey
Dün aksam Gurbet Çiçekleri adli öykünüzü büyük bir dikkatle
okudum ve çok duygulandım. Üstelik yaşanmış bir aile dramından
esinlenerek yazdığınızı düşündükçe,insanı daha da derin
duygulara körüklüyor şüphesiz. GURBET ne kadar acı bir şey,
aslında bu ibret verici öykünüzü okurken, "demek ki beterin
beteri de varmış" savını doğrularcasına düşünmeye başladım.
Yanımda bir de oğlum vardı, kendisi iki yaşında,ismi Batuhan.
Öyküde, Ayşe hanım oğlunu çok seviyor, ama esi Recep bey,
sinirli bir kişiliğe sahip olduğu için kendi oğluna vahşice
davranmasını gerçekten kınıyor ve garip buluyorum.Ben de
evlatsahibiyim ve inanın öyküyü hem okuyor hem de Batuhan'a
yaşlı gözlerle bakıyordum.1995 senesinde yazıldığına göre
güncelliğini hala taşıyan, her aileye ibret verenbir öyküdür.
Sizi kutlarım. Yüksek izninize sığınarak ben GURBET ÇIÇEKLERİ
adlı bu öykünüzü Yeni Dönem adlı gazetemizde de basılmasını
isterdim, bir mahsuru yoksa tabii ki, bu konuda cevabinizi
bekliyorum. Tekrar teşekkür ederim ,eserlerinizi bizimle
paylaştığınız için, hep var olun. Görüşmek üzere, sevgi ve
sağlıcakla kalın.
Özden Beyoğlu
Kosova Radyosu
¤ Perşembe, 17.01.2002 14h42
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Merhaba Üzeyir bey,
Ben de neredeyse şu sıralarda size yazmak üzere idim.
Tesadüfe bakın. Yolladığınız yazıyı henüz okumadım ama
beğeneceğimden en ufak bir şüphem yok. İzniniz olursa
ANAFİLYA'da yayınlamak da isterim. Başka bir yerde daha önce
yayınlanmışsa bildirirseniz sevinirim. Yazı altına eklerim. Siz
çok tanınan bir kişisiniz ama Anafilya okurları için bir
resminizi ve bir iki paragrafta özyaşamınızı da iletebilir
misiniz? Sevgi, teşekkürler ve saygılarımla.
Dr. Halit Umar
¤ Cuma, 25.01.2002 22h14
Objet : GURBET ÇİÇEKLERİ
Üzeyir bey,
Merhaba.
Öykünüzü Genç Atak Dergisinin Mart 2002 sayısında yayınlamak
istiyoruz, sizce bir mahsuru var mı? Yapmak istediğiniz düzeltme
veya ekleme çıkarma olursa, lütfen
<gencatak@hotmail.com>
adresine yazınız. Tabii izin verip vermediğinizi de o adrese
yazarsanız sevinirim.
Saygı, sevgi ve ışıkla...
İlker Balkan
Genç Atak Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
¤ Salı, 26.03.2002 21h20
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Merhaba Üzeyir Bey
Öncelikle göndermiş olduğunuz iyi dilekleriniz için size
teşekkür ederim. Göndermiş olduğunuz öykü ve şiir çalışmalarını
okudum. Son derece
güzel ve düşündürücü. Aynı zaman da duygu yüklü. Çalışmalarınız
da size başarılar diler ayrıca daha başka ödüller almanızı
dilerim. Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle hoşça kalın.
Ayşe Sibel
¤ Le jeudi 24 janvier 2002 à 13h52
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Merhaba... Ne güzel Üzeyir bey öykünüz çok hoş tepkiler almış ve
çok güzel yerlerde yayınlanmış... Bir şeyi merak ediyorum bunlar
ne ara oldu... Ben sizden bu öyküyü istedikten sonra mi, yoksa
daha önceden mi... Hadi bakalım her şey çok güzele gidiyor...
Tekrar görüşmek üzere... Selam ve sevgiler...
Feray ULAK
TRT Tûrkiye'nin Sesi Radyosu
¤ Messsage du 18.01.2002 11:37
Konu : Gurbet Çiçekleri
Sevgili Uzeyir
Çok sevindim mailini alınca. Teşekkürler. Yazın cok içten çok
duygusal olmuş. İstediğin zaman bana yazabilirsin.
Paylaşabiliriz.
Sevgiler
Mediha ÇELİKBİLEK
¤ Le lundi 18 mars 2002 à 11h07
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Saygıdeğer Üzeyir Lokman ÇAYCI
"Gurbet Çiçekleri" isimli öykünüzü okudum. Bir yaşamın soluşunu
ve paramparça oluşunu anlattığınız bu öykünün önünde tüylerim
ürperdi.Toplumcu gerçekçi kimliğe bürünüp, insanlarımıza ve
insanlık onuruna, öykü anlatımını ve diyalogları ustaca
kullanarak böylesine güzel bir öykü sunduğunuz için minnettarız.
İçten saygılarımla.
Zafer YALÇINPINAR
¤ Pazar, 01.12.2002 14h 39
Sevgili Üzeyir Bey,
Bugün sizin GURBET ÇİÇEKLERİ başlıklı öykünüzün bir benzeri
Kanal 7 televizyonda canlandırılmış. Konu ve olayın benzer
olması ile sizin sükse yapan öykünüzü bana anımsattı. Sizin
böyle bir yayından haberiniz var mı? Sizin izninizle mi
yayınlandı?
Selam ve sevgilerimle.
Nazan ÇETİN
¤ Sent: Tuesday, February 10, 2004 11:23 PM
Konu : Yayın izni...
Sayın Hocam,
"Gurbet Çiçekleri" öykünüz ve iliştirdiğiniz resim en katı
yüreklerin bile canını acıtacak türden.
"Gurbet Çiçekleri" öyküsünüzü ve resminizi Zonguldak'ta yayın
yapan "Ulusal Güç" adlı dergimizde yayınlamak istiyoruz. Elbette
ki izniniz olursa... Bundan çok mutluluk duyacağız.
Başarılarınızın ve içtenliğinizin sürmesi dileğiyle...
Alev Uzunbaş Taşlı
¤ Le mardi 26 mars 2002 à 21h20
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Merhaba Üzeyir Bey
Öncelikle göndermiş olduğunuz iyi dilekleriniz için size
teşekkür ederim. Göndermiş olduğunuz öykü ve şiir çalışmalarını
okudum. Son derece
güzel ve düşündürücü. Aynı zaman da duygu yüklü.Çalışmalarınız
da size başarılar diler ayrıca daha başka ödüller almanızı
dilerim. Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle hoşça kalın.
Ayşe Sibel
¤ Le samedi 19 janvier 2002 à 15h09
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Merhaba Üzeyir Bey,
Şu an ne haldeyim... anlatacak kelime bulamıyorum.. çocukları
çok seviyorum... kusura bakmayın şuan başka bir şey
yazamayacağım...
izler edebiyat
¤ Sent: Sunday, January 11, 2004 4:39 PM
Konu : GURBET ÇIÇEKLERI
Sevgili Üzeyir Bey,
Çok hüzünlü bir öykü! Teşekkür ederim... Yüreğinize sağlık
Candan Selman
¤ Le samedi 26 janvier 2002 à 19h20
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
Sayın Üzeyir bey,
Mescatweb'e göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkürler.
Gönderdiğiniz öykü çok güzel, en kısa zamanda sitemize
ekleyeceğim. Ayrıca sizin sitenizde ki öyküleri de okumaya
çalışıyorum. Mescat web kısa bir süre sonra tamamen yenilenecek.
Yeni görünümü ile daha güzel bir site olacağını umuyorum. Lütfen
sitemizi unutmayın. Listemize üye olmanız dileğiyle. Gurbete
selamlar...
Mesut Çatalkaya
mescatweb
¤ Le vendredi 18 janvier 2002 à 12h00
Konu : GURBET ÇİÇEKLERİ
HOCAM SABAH SABAH MAHVETTİN BIZI
ÇOK DUYGUSAL AYNI ZAMANDA AİLE İÇİNDEKİ ŞİDDETİ
BÖYLE ÖYKÜLEŞTİRMEN BRAVO SANA
GERÇİ ELLERİ KANGREN OLMASADA HER GÜN YÜZLERCESİ TEKRARLANAN
BU ŞİDDETİN SONU GELMESİ DİLEĞİYLE
DOSTÇA KAL.
Tayfun ISILDAR
¤ 16.09.2007 14:50
Konu
: GURBET ÇİÇEKLERİ
Ne demek lazım; tek kelimeyle anlatmak gerekirse "müthiş.."
Keşke bunun siyasi versiyonlarını bize yazsanız da müthiş keyif
alarak yayınlasak.. Selam ve muhabbetler
Adnan öksüz

GURBET ÇİÇEKLERİ
acayip.net, siirperisi, mescat, darvakit, netyorum, arı magazin,
juso-emre, anafilya, aysen29, turkpartner, sevginehri,
kebir.net, herseynet, bor gülleri, mahzen kültür ve edebiyat
dergisi,xenefon, amatörce edebiyat, taşova, gönül nâmeleri,
adamın biri, hikâyeler net, merihli, dinamit, snow-prohosting,
eflatun yarim, brinkster, gönülden gönüle dergisi, tutku
edebiyat dergisi, aleviyol, potansiyel, sipidik, aksalur,
zeytinburnu belediyesi, avukat mustafa, net yorum, Bir yudum
hikaye gibi dergi, kitap ve sitelerde yer almıştır.
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
İç Mimar Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
uzeyir.cayci@fee.fr
------------------------------------------------------------
http://monsite.orange.fr/SEVGI/
http://uzeyircayci.sitemynet.com/fleur/index.htm
http://www.artmajeur.com/serap/
------------------------------------------------------------
http://serran.site.voila.fr/index.jhtml
http://www.tableraz.fr/
http://www.myspace.com/tablerazprod
http://chansonabc.site.voila.fr
http://filiz.duyar84.sitemynet.com/Istanbul/index.htm
http://www.reveil-des-marmottes.net/Liens/Coup_Coeur.htm
http://www.reveil-des-marmottes.net/Site_Noute/Communiques/Lokman_CAYCI.htm
Grafik (Resim) : Üzeyir
Lokman ÇAYCI
|