| |

Üzeyir Lokman Çaycı |
 |
«Işıklar evlerimize girince
karanlıklar gider…»
Üzeyir Lokman
ÇAYCI
Oyuncular :
Bekir Efendi : İşçi emeklisi (70
yaşında)
Necmi : Bekir Efendi’nin oğlu (29
yaşında)
Profesör Kemal : Bekir Efendi’nin
erkek kardeşi (60 yaşında)
Polis memuru
Bekir Efendi 40 yıl Almanya’da
çalıştıktan sonra Türkiye’ye döner.
Hayatını kendisine beşiklik yapan
Bor ilçesinde geçirmeye karar verir.
Oldukça yorgundur. Türkiye’de
bulunduklarι süre içerisinde gerek
hanιmι Cavidan’la ve gerekse tek
oğlu Necmi’yle hiç ilgilenmemiştir.
Onun ilgi alanιnda sadece para vardιr…
Necmi ise annesi öldükten sonra uzun
süre Türkiye’de yalnız ve başı boş
kalmıştır. İçkiden başka dayanağı
yoktur.
Birinci Perde
(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır …
Radyo açıktır. Bekir Efendi’nin dış
kapιdan girdiği görülür. Elindeki
ekmeği masanιn üzerine bιraktιktan
sonra, Necmi’nin yattığı divanın
üstünü düzeltir. Yerdeki şişeleri ve
eşyalarι toplar, diğer kapιdan çιkar.
Tekrar gelerek ekmeği alιr. Mutfakta
kahvaltı yapmakta olduğu anlaşιlιr.)
İki kapı, dolap ve pencerelerden
oluşan bir oda… Sağ ve sol
duvarların bitişiğinde iki divanla,
solda divan yanında üzerinde ilaçlar
bulunan bir sehpa ve ortada ise
etrafında sandalyeler bulunan bir
masa… Masanın üzerinde ise
Necmi’nin çerçeveli çocukluk
fotografı, resimli mecmualar, eski
bir şamdan üzerinde mum, kitaplar ve
radyo bulunmaktadır. Duvarda bir
ayna, sağdaki divanın yanında da,
yerde yatιk bulunan boş içki
şişeleri göze çarpmaktadır.
Radyodan «haber saati” isimli
programdan konuşmalar duyulur :
« Sevgili dinleyiciler, işte bir kaç
başlιkla huzurlarιnιzdayιz. Yine
zam haberleriyle sarsιlacaksιnιz…
Yarιndan itibaren ejderhalar gibi
pahalılık üzerimize geliyor ! Trafik
kazalarιnda rekor kιrdιk! Yollar
otobüslerle dolup taşιyor. Nehir ve
tren taşιmacιlιğιmιz adeta yok gibi!
Yurdumuzun dört köşesinde korsanlar
ha bire arabalarιmιzι yakιyorlar!
Şer gönüllüleri ve caniler artιk
korkmuyorlar! Eğitimde, ahlâkta ve
inançta seviye düştü! Meydanlara
çıkanlar bilir bilmez, dinden,
imandan, ilaçtan, vatan kurtarmaktan
bahsediyorlar! Yani anlayacağınız,
herkes imam, doktor, siyasetçi oldu!
Aile yapιmιz ise ha bire parçalanιyor…
Şehirlerimiz ilgisizliğin kurbanι!
Sigara ve içki tüketiminin artmasι
bizi korkutuyor! Ajanlar ülkemizde
at koşturuyorlar! Önemli
kademelerdeki insanlarιmιz kaza süsü
verilerek birer birer öldürülüyorlar.
»
Bekir Efendi : (Radyo haberlerini
dinlemektedir) Ne günlere kaldık?
Bekir Efendi : (Radyoyu kapatιr,
sandalyeye oturarak Necmi’nin
fotografını eline alιr) Bir daha
geri gelmeyecek güzelliklerden
kaçışımdan bahsediyor sanki?
Kendisini unuttuğumdan, ihmal
ettiğimden bahsediyor gibi...
Unutmanın kaybetmek olduğunu bana
hatırlatmak istiyor!
Bekir Efendi : (Elindeki çerçeve ile
ayağa kalkar) Gecelerin sihirli
boşluğunda kendimi kaybettiğim
anları, ya da karşılarında hiç ses
çıkaramadığım haksızlıkları eğer
şimdi görüntüleselerdi acizliğim ve
zavallılığım açığa çıkacaktı…
Bekir Efendi : (Ayaktayken, eğilerek
masa üzerindeki bir mecmuanın
sayfalarιnι karιştιrιr) İkiniz de
haklısınız ey kelebek ve boşluğa
tekme atarken dudakları uçuklayan
eşek!
Bekir Efendi : (Öne doğru gelir)
İnişli ve çιkιşlı yollarda,
gençliğimin gücünü kullanarak
vefasızlık ettiğim insanlarla ben
nasıl yüzleşeceğim?
Bekir Efendi : (Başını yukarι kaldιrarak)
Menfaat kulluğu, çıkar çobanlığı ve
öfke tüccarlığı yapmanın nelere mal
olduğunu şimdi gayet iyi biliyorum.
Bekir Efendi : (Ellerine bakar)
Sanki boşa akıttığım suların
içerisinde boğuluyorum.
Bekir Efendi : (Pencerelerden dιşarι
bakar) Kalplerini kırdığım insanlar
beni yanlız bırakarak öçlerini
alıyorlar!
Bekir Efendi : (Duvardaki aynaya
bakarak, ağzιnι açar, dişleri
görünür) Daha önceden maskemi
çıkarsaydım, insanlar acımasız
yüreğimle, dengesiz duygularımla ve
kontrolsüz arzularımla beni görmüş
olsalardι bugün için bir tek dostum
kalmayacaktı…
Bekir Efendi : (Ortadaki masaya
yaklaşır ve bir sandalyeye oturur.
Dirseğini masaya koyarak eline başιnι
dayar) Bir de kendi kendimi
aldatıyorum… Sanki şimdi etrafım
dosttan geçilmiyormuş gibi ulu orta
konuşuyorum! Çevremdekilerin adil
olamadıklarını söylesem belki biraz
inandırıcı olabilir… Bana rehber
olan yanlışlıkların, suçların ve
günahların sahibiyim. Düşünce
fakirliğini zenginlik olarak
algılayanlar arasında yaşamanın ne
demek olduğunu dahi bilmiyorum.
Bekir Efendi : (Sabit bir noktaya
bakarak) Zamanında öğretmenlerim
keşke bana utanmayı öğretselerdi?
Hırslarımı taşımak için 40 katır
yetmez… Ne yaptığıma, neyi
yapamadığıma bakan mı var sanki?
Patronu olduğum toprakların çırağı
olma gibi bir yöne itildiğimi görür
gibi oluyorum. Ne hale düştüm, ne
hallere düşürüldüm?
Bekir Efendi : (Tekrar ayağa kalkar…
İçerden küçük bir tabak içinde iki
parçaya bölünmüş bir elma getirir.
Yarιsιnι yer…) Sevgili oğlum ben
sana hayatιnda bu şekilde bir
ikramda bulunamadιm. Bak… elmanιn
yarιsιnı da senin için bırakıyorum…
(Eline oğlunun fotoğrafını alır…
Gözleri yaşararak…) Necmi oğlum…
Necmi! Konuşsana benimle… Bir defa
olsun bana “baba” de.
(O sırada dış kapι açιlır. İçeriye
elinde içki şişesiyle, sarhoş bir
şekilde Necmi girer… Odanın
ortasındaki masaya yaklaşır. Bir
sandalyeye oturur. Şişeyi ağzına
dayayarak içkisinden içer. Bekir
Efendi soldaki divana yaklaşır…
Üstündeki yorganı açar. Oturur. İki
elinin arasına başını alarak oğlunu
izler.)
Bekir Efendi : Yanιlgιlar upuzun…
Kavramlar paramparça… Çevremizde
insan avι var… Sinsice ve aptalca!
Bekir Efendi : (Ayağa kalkar) Sen
ve ben bu güne kadar annenin
yokluğunun farkına vardık mı? Ya da
senin benim varlığımdan ne
hissettiğini ben bilmiyorum… Yarιn
da aynι şeyleri yaşayacağιz !
İhtiyaç duyulduğu zaman, faydasι
olmayacak bir gelecekten
bahsediyorum. Biliyorum bugün de
benimle konuşmayacaksın ! Ama
aslında kendi halin sana benden daha
çok şey anlatıyor.
Ben Almanya’da inşaatlarda usta
olarak çalıştığım sıralarda
duvarları şekillendirmekten zevk
alırdım. Harçlara hayallerimi
karıştırırdım o zamanlar…Ama ne
yazık ki, yuvamı dilediğim gibi
şekillendirmek aklımdan geçmezdi… Bu
sebeple bugünkü hayatı bu şekilde
yaşıyorum. Kendi ellerimle
yüreğimden kopardığım bir varlık
olarak susmakta ve bana «baba»
dememekle haklısın! Seni bende ve
beni sende tüketenler utansın… Önce
kendim için, sonra da senin için
söyleyeceğim bir söz var... Bu da :
«Unutmak kaybetmektir! » sözü...
Bekir Efendi : (Necmi’nin fotoğrafı
elindedir) Kιsa süreli mutluluklar
uçucudur. Çoğu zaman da insanlara
zararlι olurlar. Görüyorsun ki ben
yaşlandım. Yakındaki hasret,
uzaklardaki hasretten daha sarsıcı…
Acıları sırtımda taşıyamıyorum.
Kolay mı bir şeyler olmak?
(Sessizlik… Ayağa kalkar.
Pencerelere yaklaşιr.)
Bekir Efendi : Bak yine gece çöktü
dιşarıda. Korkunç gölgeler geziyor
sokaklarda. Sanki Bağdat’ι görüyorum,
kιpkιrmιzι bir kan denizinin ortasιnda.
(Necmi’ye dönerek) Bakιşlarιn soğuk…
Ellerin titriyor senin…
(Necmi’nin gözleri irileşir… Ayağa
kalkar ve Işιğι söndürür. Perde
kapanır)
İkinci Perde
(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır …
Radyo açıktır. Dış kapιdan giren
Bekir Efendi elindeki ekmeği masanιn
üzerine bιraktιktan sonra,
Necmi’nin yattığı divanın üstünü
düzeltir. Yerdeki şişeleri toplar,
diğer kapιdan çιkar. Tekrar gelerek
ekmeği alιr. Mutfakta kahvaltı
yapmakta olduğu anlaşιlιr.)
“Haber saati” konuşmalarι radyodan
duyulur :
“Sevgili dinleyicilerimiz sizlere
şimdi aldιğιmιz bir haberi ulaştιracağιz…Gıda
dağıtım işinden denizcilik sektörüne
geçen Başbakan’ın büyük oğlu Orak,
Safra adlı kuru yük gemisiyle
taşımacılık yapacak… Yani kaşla göz
arasında 40 yıl gurbette çalışmadan,
Orak, kısa sürede koskoca bir
geminin sahibi oldu. 95.7 metre
uzunluğundaki geminin piyasa
değerinin ikinci elde 5 milyon dolar
olduğu belirtiliyor. Geminin
kapasitesinin 200 TIR’ιn taşιdιğι
yük değerinde olduğu da her yerde
allandıra ballandıra anlatılıyor...
Bugünkü iktidarla ilgili haberler
bununla da sιnιrlι değil… Yüzsüzlük
bulaşıcı bir hastalık gibi birinden
diğerine geçiyor… İktidar, oğullara
yaradı yani... Çevre ve Ağaçlandιrma
bakanι Osuman Küpe’nin oğlunun da
gemi işletmeciliğine merak sardığı
iddia edildi. Küpe’nin oğulları
Mimat Hilad, Simail Küpe ve Yalha
Küpe’nin ortak oldukları Buz İnşaat
adına 9 trilyonluk teşvik temin
edilerek, Çin’den gemi aldıkları
haberleri soğuk rüzgâr gibi
ortalıklarda dolaşıyor.
Ayrιca Osuman Küpe’nin oğullarının
600 evi olduğu iddiası ise Ankara’ya
bomba gibi düştü! Gözler diğer
bakanlara ve oğullarına çevrildi.
Para Bakanι Kepekkatan’ın oğlunun
ardından eski Ulaşιm Bakanı Yüzali
Şimşek’in oğlunun gemi alması siyasi
kulislerin gündemine oturdu. Yüzali
Şimşek’in 24 yaşındaki oğlu Serkan
Şimşek kız kardeşi ile 10 milyar
lira sermayeli şirketi adına 720
milyar liraya Mo-Mo gemisi satın
aldı. Bunlar bu halleriyle devleti
ve milleti kalkındırmaya değil,
kendilerini kalkındırmaya
çalışıyorlar. Gemilerini kurtaran
kaptanlar denmez mi bunlara?
Sevgili seyircilerimiz burada bu
gibi iktidar faaliyetlerini
anlatmaya ne gücümüz yeter, ne de
vaktimiz? Bu sebeple sizi bu
konuları bizzat takip etmeye
çağırıyoruz... Biliyorsunuz, hiçbir
zaman felaketler sırıtarak gelmezler.
Bu kafalardan kendi çocuklarιnιz
için en ufacık bir ilgi bekliyorsanιz
havanιzι alιrsιnιz. Bunlara
oylarınızı verdiğiniz için, sizlere
onlar adına ne kadar teşekkür etsek
az... Hiç olmazsa bundan sonra da bu
zavallıların devlet imkanlarıyla
diğer ihtiyaçlarını karşιlamalarιna
da vasιta olacaksιnιz. İyi ki
varsınız. Sizin kıymetinizi
bilmeyenler taş olsunlar!
Bekir Efendi : (Radyo haberlerini
dinlemektedir) Ağzına sağlιk! Ne
kadar güzel konuştun! Bir de benim
gibi 40 yιl gurbette şuursuz
çalışanlara çocuklarιnιn yalnιz ve
kimsesiz bιrakιlmalarιna,
yüreklerinden duygularιnιn sökülüp
atιlmalarιna sebep olan çιkarcιlardan,
hainlerden de bahset! Biliyorum
pusudaki kafalar av peşinde! Din
maskesi altιnda yetkilerini sιçrama
tahtasι gibi kullananlar var. Zayιf
noktalar daima sιrιtιcι oluyorlar...
Cahillikler acizliklerin örtüsü...
Bu cιlιz örtüler çekildikçe
çirkinlikler açιğa çιkιyor ve
etkinlikler çöküyor!
Bekir Efendi : (Radyoyu kapatιr,
oturur, oğlunun resmini eline alιr)
Bizi Almanya’da da burada da yok
farz ettiler. Bizim oralarda ağa
gibi yaşadığımızı düşünenler var!
Onlara göre sanki para süpürdük!
Yürürken... gezerken... yatarken
ceplerimiz marklarla doluyormuş gibi
algılandık! Seni böyle yorumlayanlar
karşısında göz göre göre unutuldun...
Sonra da kayboldun! (Derin derin iç
çeker) Bir gün olsun... bir kez
olsun sen orada ne bok yiyorsun
diyen olmadı... Onlar için lâf
üretmek iş yapmaktan daha kolay!
Vay Necmi’m vay! Daha çooook
resminle avunacağιm. Hiç olmazsa sen
yokken dilediğim gibi konuşuyorum.
Kim bilir şu an benim paralarımla
hangi kahvehanenin köşesindesin?
Önünde rakı... dut yemiş bülbül gibi
hiç sesini çıkarmadan buraya
geleceğin, yani zıbaracağın vakti
gözlüyorsun. Sen orada kalabalık
içinde yalnızsın... Ben burada kendi
içimde yalnızım... Ahhh farkιna
varamadığın bir tek şey var?
(Sessizlik, müzik, ayağa kalkar.
Duvardaki aynaya doğru yaklaşır...)
Bekir Efendi : (Aynaya bakarak kendi
görüntüsüyle konuşur) Ahhh... farkιna
varamadığın bir tek şey var... dedim
ya? Bu da hayatın kısalığı...
Ömür geçip gidiyor... Dün tuttuğunu
koparıyordun... Bugün oğluna sözünü
geçiremiyorsun! 70 yιllιk koca herif!
Hιyar oğlu hıyar!
(Oda kapιsιndan çιkar, sonra bir
kitapla içeriye girer... Masaya
doğru yaklaşır ve sandalyeye oturur.
Kitaptan bir sayfa açar, yüksek
sesle okur)
Zamanın ikinci yüzü karanlık
Önümüze çıkan bir çok şeyler var...
Fark etmediğimiz... Yanından geçip
gittiğimiz gerçekler gibi!
Düşmanı bol...
Zengini aptal
Fakiri çaresiz
Okumuşu gayesiz
Bir toplum...
Böyle giderse
Yaşının götürdüğü yerden
Bir daha
Geri gelemez Halil Usta...
(O sırada dış kapι açιlır. İçeriye
elindeki içki şişesiyle, sarhoş bir
şekilde Necmi girer… Odanın
ortasındaki masaya yaklaşır. Bir
sandalyeye oturur. İçkisinden içer.
Bekir Efendi soldaki divana yaklaşır…
Üstündeki yorganı açar. Oturur. İki
elinin arasına başını alarak oğlunu
izler.)
(Necmi de babasına doğru başını
çevirir… Göz göze gelirler. Perde
kapanır.)
Üçüncü Perde
(Gün yavaş yavaş ağarmaktadır… Radyo
açıktır. Dış kapιdan giren Bekir
Efendi elindeki ekmeği masanιn
üzerine bιraktιktan sonra,
Necmi’nin yattığı divanın üstünü
düzeltir. Yerdeki şişeleri toplar,
diğer kapιdan çιkar. Tekrar gelerek
ekmeği alιr. Mutfakta kahvaltı
yapmakta olduğu anlaşιlιr.)
İki kapı, dolap ve pencerelerden
oluşan bir oda… Sağ ve sol
duvarların bitişiğinde iki divanla,
solda divan yanında üzerinde ilaçlar
bulunan bir sehpa ve ortada ise
etrafında sandalyeler bulunan bir
masa… Duvarda « Ayıyı nereye
götürürseniz götürün kendisini
ormanda sanır!» yazısı bulunan bir
tablo asılıdır. Masanın üzerinde ise
Necmi’nin çerçeveli çocukluk
fotografı, resimli mecmualar, eski
bir şamdan üzerinde mum, kitaplar ve
radyo bulunmaktadır. Duvarda bir
ayna, sağdaki divanın yanında da,
yerde yatιk bulunan boş içki
şişeleri göze çarpmaktadır.
Radyodan «haber saati” isimli
program konuşmalarι duyulur :
« Sevgili dinleyiciler, işte bir kaç
konuyla tekrar huzurlarιnιzdayιz.
Uzun bir yolun çıkış noktasındasınız!
Ayaklarιnιzı ne kadar uzağa
atarsanız atın oradan hasret çιkıyor...
Çeviremeyecekleri dümenlerin
başlarına geçenler, perakende
yalanlarla acılarınıza ıslık
çalıyorlar. Onlar kötülük yaparak
rahatlıyorlar... Bizleri tüyleri
yolunacak tavuk gibi görenler var!
Kemerlerinizi bağlamayı unutmayın...
Çünkü sizi güvenliksiz bir geçitten
geçirmeye zorluyorlar. İftiraların
önlerindeki kargaşalıklardan,
mahkemelere intikal ettirilen
dayanaksız dosyalardan, ceza
şekline dönüştürülen suçlamalardan
medet umanlarla karşı karşıyasınız...
Yüzlerinden nefret yağan ahmaklar,
tecavüze uğramış aynalardan,
zurnaların ucundaki sineklerden,
türban adı altında rahibeleştirilen
kadınlardan, kâtil kamyonlardan hiç
söz etmiyorlar.
Telefonlarınızın hukuksuz bir
şekilde dinlenebileceğine dair
kuşkularınıza hak verenler çok!
Halleriyle dini yalanlayanlar her an
size de çamur atabilirler… Cilalı
siyaset devrinde siz de mağdurlar
listesinde yer alabilirsiniz !
Biliyorsunuz kablumbağalar
çiftetelli oynamasını bilmezler!
Onlar başarısızlığın dokunulmazlığı
ve zayıflığın gücüyle, masumları
kovalama ekibi gibidirler.
Yaşadığınız şehirde size ait neyiniz
kaldı? Şimdi ulu orta yapılan bir
kötülüğün kırk yamasından bahsediyor
herkes ! Yıpratılmamış bir tek şey
gösterin bana… Sanki onlar sizden öç
alıyorlar. Siyasi tercihlerini
sizden yana yapmayanların
bulundukları yerlerde kalma
ihtimallerinin ortadan kalktığı da
gözlenmektedir ! Başkalarının
bastonlarıyla yürüyenler uzaklara
asla gidemezler… »
(Kapının zili çalar. Bekir Efendi
kapıyı açar. Kardeşi Profesör Kemal
elinde bir valizle içeriye girer.
Kucaklaşırlar. Valizi, karşı duvarın
dibine konulur.)
Bekir Efendi : (Radyoyu kapatır) Hoş
geldin kardeşim. Yıllarca
birbirimizi göremedik... Saçların da
benimkiler gibi bembeyaz olmuş!
Nasılsın, iyi misin? Emekli oldun
mu?
(Profesör Kemal çeketini çıkarır.
Her ikisi birden ortadaki masanın
kenarındaki sandalyeleri çekerek
otururlar.)
Profesör Kemal : Evet ağabey, hemen
hemen on yıl oldu birbirimizi
görmeyeli. Seni ve bende izleri olan
çevremi oldukça özledim. Hepimiz
birbirimizden uzaklarda yaşamaya
zorlandık… Anlayacağın hasret,
gurbet derken yılları tükettik!
Bekir Efendi : Olumsuzluklar
içerisine itildik… Birileri de
dayanma gücümüzü alıp gittiler.
Profesör Kemal : Necmi nerede ?
Bekir Efendi : O bir kahvehane
köşesinde günlerini hiç ediyor...
Hergün tirit gibi sarhoş geliyor eve…
Beni sevmiyor. Benimle konuşmuyor.
Adeta benden öç alıyor. Yani
ektiklerimi biçiyorum ben!
Profesör Kemal : Demek alkol
bağımlısı oldu...
Bekir Efendi : Hem kendini kontrol
edemiyor, hem de çevresini tanımıyor.
Yani o küçük Necmi’nin yerinde başka
bir kişi var!
Profesör Kemal : Hiç kimse
kendisini sorgulamıyor. Dayanaksız
ithamlar, kuşku üreten ön yargılar,
gerçekleri gizleyen örtülerle karşı
karşıyasız. Bu sebeplerle senin
gücünün yetmediği yerlerde
sorumlulara, destekçilere veya
devlet otoritesine de
rastlayamıyoruz. Geçen gün ülkemiz
Adalet Bakanının televizyonda
konuşmasını dinledim. Almanya'da
devam eden Deniz Feneri yolsuzluk
davasıyla ilgili olarak : “Falan
ülkede, falan dernek yöneticileri
suiistimal yapmış. Bunun sorumlusu
da sizsiniz diyorlar. Bana ne ya.
Bana ne. Almanya’daki bir derneğin
yöneticileri yanlış yapmışlarsa,
yargılanmışlarsa, benim iktidarımdan
buna ne?” dedi.
Halbuki anayasa hükümlerine göre bir
Adalet Bakanı «bana ne» diyemez.
Çünkü Anayasamızın 62. maddesinde
ifade edilen «Devlet, yabancı
ülkelerde çalışan Türk
vatandaşlarının aile birliğinin,
çocuklarının eğitiminin, kültürel
ihtiyaçlarının ve sosyal
güvenliklerinin sağlanması,
anavatanla bağlarının korunması ve
yurda dönüşlerinde yardımcı olunması
için gereken tedbirleri alır.» hükmü
bu ifadeyle görmezlikten geliniyor.
Yani Deniz Feneri yetkilileri
vatandaşlarımızı dolandıracak,
ülkemizi yurt dışında rezil edecek,
eğer sizin onlarla menfaat
ilişkileriniz yoksa ses
çıkarmayacaksınız ve bununla da
kalmayacaksınız «Bana ne ya… Bana ne
» diyeceksiniz. Bu olacak iş değil!
Bu adamlardan ne seninle ilgili, ne
de diğer mağdurlarla ilgili olumlu
bir adım atmalarını bekleyebilir
miyiz ?
Bekir Efendi : Tarihe, tarihi
değerlere hakkını vermek seviyeli
bir bakışla mümkündür.
Vatanseverleri ve Atatürk gibi
değerleri suçlayanlardan ben inançla
ilgili, insani tavır beklemiyorum.
Onlar kendi çocuklarını ve
yakınlarını kurtarma mücadelesi
veriyorlar. Yolsuzlukluklarla
çevrili yüksek duvarlar ardında
saltanat süren bu kişilere bizim
halimiz bedduaya çevrilerek
yansıyacak! Yani ben sorumluluk
mevkilerinde bulunan bu kişilerin
geleceklerini de iyi görmüyorum.
Profesör Kemal : Otobüsle Bor’a
gelirken yanımda oturan bir şahsın
bana anlattıkları da Deniz Feneri
davasındaki suçlamalardan hiç geride
kalacak şekilde değildi. Kendisi
Paris’te çalışıyormuş. Onuncu
Paris’in Strasbourg Saint Denis
bölgesinde bulunan Milli Görüş’e ait
64 Numara diye anılan caminin bu gün
yerinde yeller esiyormuş. 6 – 7 yıl
öncesine kadar cami alacağız
vaatleriyle 9 milyon Frank’a yakın
para toplandığı söyleniyormuş. Para
fabrikası gibi çalışan bu yerde,
kitapçılıktan, lokantacılığa...
Bakkallıktan kasaplığa kadar bir çok
iş yeri de faaliyet gösteriyormuş...
Cami alınmadığına göre toplanan
paraların nereye gittiğini
vatandaşlar birbirlerine
soruyorlarmış!
Otobüste benim önümdeki koltukta
oturan bir vatandaşımız da : «Ülkemizin
dışındaki vatandaşlarımızın
karşılaştıklarından bahsediyorsunuz...
Biz de burnumuzun dibinde bize
yansıyan olumsuzluklardan rahatsızız!
Adeta denetlenmesi gerekenlerin
dokunulmazlıkları var! Denetleme
yapması gerekenlerin de bir şekilde
etkisiz hale getirildiklerini
görüyoruz. Birbirlerinin adamları
olanlar ister huzur evlerinde olsun,
ister bir başka hizmet alanlarında
olsun tecavüzlerin, yolsuzlukların
ve baskıların görmezlikten
gelinmesini sağlıyorlar! Olan üçüncü
şahıslara yani mağdurlara oluyor. Bu
gibi yerlerde hukuk işletilmiyor...
Yarın bu tür kanunsuzluklara
kaynaklık yapmış olan kişilerin
belediye başkanlıklarına
getirilmelerine veya milletvekili
adayı olmalarına da hiç şaşırmayın »
dedi.
Ankara’ya indiğimde kömür
kullanılarak havası kirletilmiş bir
başşehirle karşılaştım.
Gelirken bir baktım, ilçemizdeki
Özden Çayını kurutmuşlar. Dereye
yığınlar halinde betonlar dökülmüş.
Hatıralarımızın kaynağı bu dereyi
kurutmadan önce ne yapıp ne edip
sularla besleyemezler miydi?
Dünyanın hiç bir yerinde ırmaklar,
nehirler ve kanallar kapatılamaz...
Onlar gelelecek için toplumların
güven alanlarıdır. Yarın, bir gün
ihtiyaç duyulduğu anda çevreden
gelen sel sularını taşıyacak bu
ırmağı kapatanlar, çevrenin sel
sularıyla harap olmasına sebep
oldukları anlarda lanetle
anılmayacaklar mı? Yarınları niçin
düşünmüyorlar?
Her zaman tekrarladığım bir sözüm
var : İnsanlar kendilerinden
uzaklaştıkça kötülüklere yaklaşırlar.
(Kapının zili çalar. Her ikisi
birden ayağa kalkarlar.)
Bekir Efendi : Necmi bu saatte
gelmezdi? Hem o anahtarıyla açardı
kapıyı... Hayırdır inşallah!
Bekir Efendi kapıyı açar... Profesör
Kemal de merak içerisinde onun
yanındadır.
(Bir polis memuruyla karşılaşırlar.)
Polis : Oğlunuz Necmi’ye bir kamyon
çarptı... Olay yerinde can verdi.
Araştırmalarımıza göre amcasının
Amerika’dan geldiğini görenler ona
söylemişler… O da buraya gelirken
koskoca kamyonu farketmemiş.
Cenazesi morga kaldırıldı. Başınız
sağolsun!
(Her ikisi de giyinerek dışarı
çıkmak üzeredir.)
Bekir Efendi : Oğlum... Biricik
yavrum... Seni de kaybettim... Bizi
bu hallere düşürenleri ALLAH’a haval
ediyorum. Ben yitirdim, ne olur siz
sevdiklerinizi kaybetmeyin ?
Profesör Kemal : (Çeketini
sandalyenin üzerinden alır) Biricik
yeğenim beni göremeden hayatını
kaybettin… Ben de sen çok özlemiştim.
(Hüzünlü bir müzikle her ikisi de
ağlayarak dışarı çıkarlar. Perde
kapanır.)
Bor, 13.12.2008
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte
d'intérieur
İç Mimar - Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
------------------------------------------------------------
|
|
|
|