Veli KALLİVeli KALLİ                                      Veli Kalli'den : UYUTULDUK

 

Paris'te Polisler Tibetlilerin gösterilerini önce engellediler, sonra da onları hırpaladılar

Çin olimpiyat meşalesini söndürmek isteyen Tibetlilerin kanlar içerisindeki görüntüleri Paris'te de yankılandı...
Çin'deki Tibetlilerin bağımsızlığı için Fransa'da milletvekillerini de içine alan bir destek, bir iş birliği ve bir dayanışmayı izlerken Katoliklerin Budistlere gösterdikleri yakınlığın seviyesi, ölçüsü ve hedefi de açık açık gösterildi... Bu konu günlerdir gündemden de düşmüyor!

Biz neredeyiz?... Onlar bizim neremizdeler?

"Biz neredeyiz?...Onlar bizim neremizdeler?" dedim kendi kendime.... Milli unsurların, heyecanların adeta sıfır noktasındaki eksiklikleri ve yokluklarını düşünerek!
Türkiye sevdası o geniş, o yüce coşkulardan koparılarak sadece bir söylem olarak mı kaldı dudaklarımızın arasında?

Biz "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" derken, birilerinin bizim üzerimizdeki egemenliklerini tesis etmeye çalışan bir AKP yönetiminin suç halkalarını saymakla mı geçiriyoruz yıllarımızı?... Bu sebeple ihmal edilenleri özüyle ve temelinden düşünmeye fırsat bulamadık. Bazı hassas konuları da önemsemedik, hâttâ umursamadık. Ana konuların uzağında, ciddi meselelerin dışlarında gezindik durduk

İdam edilenler arasında kimler var?

Fransa'da RTL, 08.04.2008 tarihinde, saat 14.00'de Çin'de her yıl 10 bin insanın idam edildiğini duyurdu. Tibet ön plana çıkarıldı. Onların bağımsızlığa kavuşmaları için dileklerde bulunuldu. Desteğe devam edileceği belirtildi.

Önce "biz Uygur iş kadınına sınırsız bir şekilde özgürlük veriyoruz" diye onun üzerinden propaganda yaptılar sonra da sudan bahanelerle tutukladılar!
Yanında bulundurduğu mahalli gazeteleri devlet sırrı kapsamına alınarak bir bayana zulmettiler!

Çin'lilerden bahsederken size bir sorum olacak : İçinizden Kaç kişi Doğu Türkistan'lı iş kadını Rabiya Kadir'i tanıyor? Oradaki 30 yıllık hayatı hiçe sayılarak bir anda başlarına gelenlerden Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerinden her hangi birinin haberi oldu mu? Ya da ABD'li Cumhurbaşkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice kadar Rabiya Kadir'e ilgi gösterdiler mi?
Rabiya Kadir kendisini ziyarete gelen ABD Kongresi'ni araştırma Servisi üyelerine devlet sırrı verdiği bahane edilerek göz altına alındı. Urumçi'de Uygur Türk dilinde ve devlet tarafından sansürlenerek yayınlanan birkaç mahalli gazete devlet sırrı diye ele alınarak Ağustos 1999'da 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İki yıl tecrit hücresinde tutuldu. Eşi Rozi Sıddık'ın vatan haini olduğuna dair yazılı belge almak için ona yapılmadık kalmadı. 40 yıllık hayat arkadaşını "bir iftirayla" suçlayamacağını belirtti ve kendisine reva görülen acılara katlandı.
Eşi Rozi Sıddık da daha önce kara listeye alındı ve tutuklanmak üzere iken durumu fark ederek Çin'i terketti. "Binlerce Anne Hareketi'nin öncüsü" Rabiya Kadir bahsi geçen gazeteleri de eşi Rozi Sıddık'a göndermek üzere yanında bulunduruyordu.
17 Mart 2005'te ABD'li Cumhurbaşkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın baskılarıyla hapisten çıkarıldı.
Rabiya Kadir, Doğu Türkistan'daki, başta Uygur Türkleri olmak üzere, Kazaklar ve bütün Türk boylarına ekonomik ve siyasi özgürlük tanınması için gösterdiği gayretler Çin yönetimi tarafından hoş karşılanmadı.
Türkiye dışında yaşayan diğer Türkler gibi, Atatürk dostu Uygur Türkü olan 10 çocuklu bu aileye yaşatılanlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından farkedilmedi ve umursanmadı.
Bunların bir benzeri de Türkiye'de Türklere "Ergenekon" davasıyla yaşattırılıyor. Yapılan suçlamalarla uzaktan ve yakından ilgileri olmayanlara devler sırrını ifşa etmekten soruşturma açıldığı gibi ceviz kabuğunu doldurmayacak sebepler ileri sürülerek gözaltına alabiliyorlar. Çinlilerin Uygur Türklerine yaşattıklarının bir benzeri Türkiye'de Türklere yaşattırılıyor. Gazetelere ve televizyonlara yansıyan haberlere göre Amerika bazı ülkelere uçaklarla, bombalarla girmiyor, koltuktan ve paradan başka hiçbir şeyi farketmeyen maşalarla giriyor. Hedef seçtiği ülkelerin insanlarını önce kendi ülkelerine yabancılaştırıyorlar, sonra insanları birbirlerine düşürerek bölüyorlar. Onları hak etmedikleri olaylarla başbaşa bırakarak etkisiz hale getiriyorlar.
Ortaya çıkan evlat, anne ve baba katilleri emperyalist güçlerin ve onların maşalarının oynadıkları oyunların birer göstergesidirler.
Adamlar oy avcılığı maskesiyle Müslüman görünerek başörtüsünü savunurlarken Müslümanları katledenlerle de dostluk gösterileri yapmayı da ihmal etmiyorlar. Bu yönde biz hepimiz bir çok kez uyutulduk... Uyutulmaya da devam edeceğiz!
Siz, insanlarımıza insanca davranışı uygun görmeyenlerle, onlara zulmedenlerle ister medeniyetler arası diyalog diyerek, ister onlara hiçbir şey yokmuş gibi yakınlaşarak işbirliğinizi devam ettirin... Hatta onları ödüllendirircesine ekonomik olarak da destek olmaya devam edin! Sonra Müslümanlıktan veya insanlıktan bahsedin!
Kendi görüntünüzü bu insanlara bakarak görün ve utanç duyabilirseniz bulunduğunuz görevlerden derhal uzaklaşarak hiç olmazsa bu insanlarla ilgilenebilecek fedakâr insanlara o yüce makamları bırakın!
Değilse, bunların her birinin vebali her gün büyüyen bir ateş halinde sizleri kavuracak!

Uygur Türkleri Tibetlilerden daha mı önemsiz?

Çin'de yaşayan Uygur Türkleri'nin nüfusunun 45 milyon olduğu bilinmektedir. Uygur Türklerinin hangi şartlarda, nasıl yaşadıklarını hiç araştırdık mı? Bunlarla ilgili bugüne kadar bir yakınlığımız, bir ilgimiz, bir ilişkimiz oldu mu?
Olimpiyat meşalesi için yaptığımız masraf, Çinlilere gösterdiğimiz ilgi ise oldukça düşündürücü. Neyin karşılığında Çin'e, Çin mallarına ilgi gösterildiğini AKP'liler açıklayabilecekler mi?
Kıbrıs ve terör konusunda sergilediği tavırlar bizi onurlandırdı mı?
Çin bize hangi konuda destek oldu?

Çok zaman geçmedi. Rusya'dan büyük bir gemi satın aldılar. Boğazlardan bu geminin geçişi için "size ülkemizden turist göndereceğiz, bu geminin geçmesine izin verin" dediler. Yetkililer geminin ülkemizden geçmesine izin verdiler. Çok geçmeden dedikleri gibi Çinli turistler geldiler ama bir daha ülkelerine dönmediler. Kimi lokanta açtı kimi başka iş yerleri açarak ülkelerine para göndermeye başladılar. Oturma ve çalışma izinlerinin olup olmadığını da bilmiyoruz.

Çin malları ekonomimizi felç etti

Geçen yıl doğduğum, büyüdüğüm yöre olan Denizli'deydim. Ülkemize giren kalitesiz Çin mallarının olumsuz etkisiyle bir çok arkadaşım kot pantolon atölyelerini kapatmışlar.
Bu gidişe tepki göstermeleri gereken esnaf, endüstri kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve vatanseverler neredeler?
Bunlar karşısında niçin ülkücülerin, milliyetçilerin ve vatanseverlerin sesleri çıkmıyor? Üzerimize ölü toprağı mi serpildi?

Burnumuzun dibindeki Türkmenleri unuttuk!

AKP'liler ABD'ye yakınlaştıkları ölçüde Kuzey Irak'taki Türkmenlere yakınlık göstermediler. Kosova'lı Türklere yakınlık gösterilmedi. Başka projelerin eşbaşkanlığını yapmaktan fırsat bulamayanlar onları da terk ettiler. Unuttular.
Hiç kimse babasının hayrına iyilik yapmaz. ABD, AKP'ye bir yakınlık gösteriyorsa bunun da bir sebebi var. Yani Türkiye dahil bölgedeki Amerikan çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için AKP'nin aradıkları şartlara uygun olmasındandır. İngiltere Hindistan ve Pakistan'a girdiği zaman İngilizce'yi oralarda resmi dil olarak kabul ettirdi. Bugün oralarda İngilizce konuşulurken bölge halklarının başları da dertlerden kurtulamamaktadır.

Kosova Sırbistan'a bağlıyken daha özgürdü

"Kosova'nın yeni anayasasında resmi diller arasında Türkçe'nin olmaması ve 3. maddesinde de, Kosova çok uluslu bir devlettir" denilmesi sizleri şaşırtmasın. Çünkü Türkiye'de siyasi ağırlığı ve stratejik kaygıları olmayan bir AKP iktidarı vardır. Ülke topraklarını pazarlamaktan zevk alan, üretim için bir tek çivi çakmayan bir anlayışın dışişlerinde de başarılı olması beklenemez. Ülkeyi kuşatan yolsuzluklar, dini kendilerine çıkar aracı ve reklam malzemesi yapanların inançlarından da bu yöndeki söylemlerinden de şüphe duymayan yok gibi. Yani bizi Müslüman gözükerek aldattılar. Sadaka kültürüyle de aldatmaya devam ediyorlar!

İşgale özgürlük, katliamlara da demokrasi diyorlar

Bunu bu şekilde kanunlaştıranların Ortadoğu ayağında ve Avrasya coğrafyasında Türkiye'yi de bölük pörçük yapma ve çok uluslu hâle dönüştürme planları vardır.
Bugün Kosova'nın bağımsızlığını ilan ettiğinin duyurulmasından sonra ortaya çıkan manzara oldukça düşündürücü. Orada Amerikan ve İngiliz bayrakları dalgalandırılıyor. Türk dili de son günlerde resmi dil olarak kabul edilmedi. Bugün Kosova'lıları eritmek isteyenler dün onların katledilmelerine de seyirci olanlardı.
Daha bir hafta geçmedi : "Kosova'nın Vatikan kıskacında olduğu haberleri gazetelere ve televizyonlara yansıdı!
Kosova'lıların bağımsızlıklarını ilan ettiklerinin duyurulmasının hemen ardından dalgalandırılan İngiliz ve Amerikan Bayraklarının altında onların can güvenliklerinin varlığından veya özgürlüklerinden bahsedebilecek miyiz? Buna içler acısı bir haberle cevap vermeye çalışacağım : 16 Nisan 2008 tarihinde öğle üzeri Fransız RTL radyosundan "Sırpların Kosova'lıları öldürdükleri ve organlarını da Avrupa ülkelerinde pazarladıkları" duyuruldu. Irak'a ya da Vietnam'a özgürlük götürüyoruz diye soykırım yapanlar, bugün de insan kanı üzerinden ticaret yapılmasına da göz yumuyorlar.
Müslüman mahallesinde salyangoz satanlardan yarınlarda Kosova için olumlu adımlar atmalarını da beklemiyoruz.
Medeniyetler arası ittifaklardan, dinler arası diyaloglardan bahsedenlerden ve AKP'den en ufacık bir ses dahi çıkmadı! Böyle bir tepkiyi de onlardan beklemiyoruz. Biz biliyoruz ki İslam dışı kuşatmalar Medeniyetler arası ittifak ve dinler arası diyalog projelerinin birer parçasıdır! Bu projeleri savunanların kimlikleri ve kişilikleri de tartışmaya açılmalı ve bütün açıklığıyla gerçekler gözler önüne serilmelidir.

Veli Kalli
Paris, 19.04.2008