Ziya Gökalp

Vefatının 85. Yıdönümünde

     

      Osmanlı’nın son dönemlerinde, Fransız İhtilali’nin rüzgarıyla alevlenen milliyetçilik akımı Osmanlıyı bölünmeye sürüklemiştir. Bu fikriyatın Türk milleti üzerine inşasını ise  sistematik olarak gerçekleştiren kişi  Ziya Gökalp’tir.  Kendi fikir sisteminin en anlamlı ve açık tanımını  ’Muasır bir İslam Türklüğü ibda etmeliyiz’’[1]şeklinde ifade eden Ziya Gökalp bir  cihan imparatorluğunun çöküşüne, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise kuruluşuna tanıklık etmiştir. Cumhuriyetimizin mimarı Atatürk kendisini ‘fikirlerimin babası ‘olarak anmıştır.

   Gökalp, 1875 yılında Diyarbakır’da doğmuş olup asıl adı Mehmet Ziya’dır. Çocukluk yıllarını Diyarbakır’da geçiren Gökalp; Diyarbakır Askeri Rüştiyesi’nden mezun olmuştur. Küçük yaştan itibaren  okumaya karşı olan hevesiyle dikkat çeken Gökalp; yüksek tahsil yapmak için imkan aradığı sıralarda zor günler geçirmekteydi. İlerleyen yıllarda Türkçülük fikrinin sistemetiğini yaratacak olan Gökalp, hayatına yön verecek kararları da vermek için çaba göstermekteydi. Bu sıralarda içine düştüğü psikolojik buhran Gökalp’i intahara kadar varan bir noktaya getirmişti. Alın kemiğine isabet eden kurşun beyne zarar vermediğinden bu girişim ölümle sonuçlanmamıştı. Hilmi Ziya Ülken, Gökalp'ın intihar sebebi olarak, Hocası Dr. Yorgi Efendi'den aldığı felsefe eğitimi ile ailesinden aldığı dini muhafazakâr eğitim arasında yaşadığı çatışmayı göstermektedir. Gökalp hocasının ateizm fikirlerinden etkilenmiş ve uzun bir süre bir çıkış yolu bulamamıştır. İlerleyen zaman içerisinde, tasavvuf üstüne eğilmesiyle bu kötü duygudan kurtulmayı başarmıştır.

    Daha sonraları İstanbul’da baytar mektebine giren Gökalp devrin gençleriyle birlikte istibdat dönemi aleyhine faaliyet gösterdi[2]. Gökalp’ın Baytar mektebini tercih etmesinin beklide en önemli nedeni ekonomik sıkıntılardı. Bu dönemde Baytar mektepleri için kayıtlar ücretsiz yapılıyordu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle bir müddet hapsedilen Gökalp cezası sona erdikten sonra da okuldan uzaklaştırılmıştı. Diyarbakır’a sürülen Gökalp çalışmalarına burada devam etmiştir. 1908 inkilabından sonra Diyarbakır İttihat  ve Terakki Cemiyeti’nde önemli vazifeler icra eden Gökalp, cemiyetin Selanik Kongresi’ne Diyarbakır üyesi olarak gönderilmiştir.[3].Ziya Bey, 1912 yılında ailesi ile birlikte tekrar İstanbul’a yerleşmişti. Bu dönemde Darulfünun ve Eğitim Fakültesinde onun görüşleri esas kabul edilmiştir. Kitaplar ders içerikleri ve ders programları onun önerileri doğrultusunda hazırlanmıştır.[4]

 

    1912’den itibaren akademik ve fikri alanlarda çalışmalarını yoğunlaştıran Gökalp 1913 ve 1914 yıllarında kendisine teklif edilen Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) görevini kabul etmemiş, Edebiyat Fakültesinde İctimaiyyat Müderrisliği (Sosyoloji Hocalığı) görevine devam etmiştir. Bu göreviyle birlikte Gökalp, İstanbul Üniversitesi'nde ilk sosyoloji profesörü olmuştur. Gökalp, bu yönüyle ‘ilk Türk sosyolog’ olarak ta bilinir.

      Ancak Gökalp’ın önem derecesinin bu denli yüksek olmasının sebebi akademik kariyerinin yanında her ortamda kendisini gösteren ülkücü kişiliğidir. Türkçülük fikriyatının en önemli fikir babalarından olan Gökalp aynı zamanda da I.Dünya Harbi sırasındaki Türkçülük-Milliyetçilik hareketlerinin öncüsüdür. Akademik ve ideolojik açıdan incelendiğinde görülecektir ki Gökalp her iki zeminde de zamanının ötesine geçmeyi başarmıştır.

      İttihat ve Terakki içerisinde aktif görev alan Gökalp partinin sıkıntılı dönemlerinde de yükün altına girmesini bilmiştir. 14 Ekim 1918’de son kez toplanan İttahat Terakki Kongresi’nde partinin feshine karar verilmiştir. I.Dünya Harbi’nde mağlup olmanın verdiği yük partiyi bu konuma getirmişti. Bunun sonucu olarak, bu oluşumun içinde bulunanlar için artık sıkıntılı günler başlamak üzeredir.

      Divan-ı Ali’de Bir Kahraman 

     1919’un mart ayında göreve gelen Damad Ferid Paşa Hükümeti, işgalci kuvvetlere şirin görünme politikası çerçevesinde ve Gökalp’in ‘intikam mantığı’ şeklinde yorumladığı yöntem dahilinde işe koyulmuştu.[5] Gökalp ve arkadaşları için yargı süreci çok gecikmemişti. Ermeni tehciri konusu üzerine gerçekleştirilen davada Ziya Gökalp sanık sandalyesinde yerini almıştı. Davanın son duruşması 17 Mayıs 1919’da yapıldı. Nihayet işin esasına da gelinmişti;

MAHKEME BAŞKANI: Türkler tarafından bir Ermeni katliamı olmuştur. Bunda fetvayı siz vermişsiniz; buna ne dersiniz?

GÖKALP: Milletinize iftira ediyorsunuz. Türkiye’de bir Ermeni katliamı değil bir Türk-Ermeni vuruşması olmuştur. Bizi arkadan vurdular biz de vurduk! [6] diyerek sürecin bir çatışma dahilinde işlediğini vurgulamıştır. İttahat ve Terakki nezdinde, Gökalp’e isnad edilen bu suçun yokluğu yargılamaları idare eden Damad Ferid Hükümeti’nin bilinen hainliği dolayısıyla rahatlıkla açığa kavuşabilir.

    Bu dava sonucunda Gökalp sürgün edilmiştir. İşgal kuvvetlerinin elindeki mahpusluk künyesinde suçu ‘Ermenilere zorbalık ve asayişi bozmak olarak’ kayıt altına alınmıştır. Süreç dahilinde Malta’ya sürgüne gönderilen Gökalp için zorlu günler yeniden başlamaktaydı. Birkaç sene öncesine kadar nazırlık teklif edilen Gökalp’e sürgün yolu gözükmüştü. Nitekim, her ülkü eri için zorluklara göğüs germek nasıl imandansa, Gökalp gibi bir fikir adamı için de bu baskılar basit zorluklardan öteye geçemezdi. İlerleyen zaman sürecinde, İngiltere esirlerin bakımından yakındığından bir antlaşmayla esirlerin değişimi yoluna gidilmiştir.

     Esir değişimi neticesinde vatanına dönen Gökalp için artık yeni bir hedef vardır; o da ‘Milli Mücadele’dir. Ziya Gökalp için Atatürk tarafından kullanıldığını belirttiğim ’fikirlerimin babası’ sözü Gökalp’ın Milli Mücadele’de ki önemini anlatacak meziyettedir. Gökalp, bu mücadelede lider Mustafa Kemal’e fikri bağlamda kılavuzluk yapmıştır. Gökalp, Mustafa Kemal’in dolayısıyla Milli Mücadele’nin yol haritasını çizen kimsedir. Kendi fikirlerine aykırı durumlar mücadele döneminde de meydana gelmiştir ancak Gökalp’ Her tekamül ilimdedir ve vatan içindir’ felsefesini dile getiren bir insan iradesiyle hareket ettiğinden bu konularda vatanın kurtuluşu ve birliğin zarar görmemesi için susmayı da bilmiştir.  

     Gökalp’i bizim fikir sistemimizin odak noktası yapan bir başka özelliği de Türkçülük üzerine olan ve ilk denebilecek nitelikteki fikirleridir. Dil esaslı bir fikir sistemi olan Türkçülüğü sistemleştiren kişi de yine Ziya Gökalp’tir. Türkçülüğün Esasları adlı eserinde Türkçülüğün hayatın her alanındaki izlerini ve yöntemini bir bir incelemiştir. Gökalp bu eseri ölümünden 1 yıl önce yayımlamıştır ve bu açıdan, eser için Gökalp’ın en olgun eseridir denilebilir. Bu eserinde milliyetçiliği bir kültür meselesi olarak kabul eden Gökalp, Türkçülüğü ’Türk Milletini sevme ve yüceltme’ işi olarak kabul ettiğini de beyan etmiştir.

    Gökalp, her Türkçü gibi aynı zamanda bir Turan sevdalısıdır. Turan, Türkçülüğün uzak hedefidir. Turan fikrini de bir sisteme bağlayan Gökalp öncelikli hedef olarak Anadolu’daki birliğin sağlanmasını sonrasında Oğuz boyları arasındaki birliğin sağlanmasını ve nihayetinde tüm Türkleri bir arada toplanmasını bir yol haritası olarak belirlemiştir. Gökalp‘in Turan üzerine yazdığı bir şiirden alınan ‘’Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan’’ dizeleri bugün dahi tüm Turancıların rüyasını yansıtır niteliktedir.

    Gökalp için düşülmesi gereken bir başka not ise onun Batılılaşma üzerine olan fikirlerinin önemidir. Gökalp, ‘Türk Milletindenim, İslam Ümmetindenim ve Batı Medeniyetindenim’ şeklinde kalıplaştırdığı düşüncesinde Türk olmanın ve Müslüman olmanın yanında en yanlış anlaşılan mevzuu olan Batılı olmayı ‘medeniyete ulaşma’ olarak kabul etmiştir. Gökalp’e göre, mevcut bulunulan zaman dilimi içerisinde medeniyet kavramının Batıda karşılık buluyor olması yüzümüzü Batıya dönmemizi gerektirmektedir. Ancak bu kesinlikle kültürel açıdan Batılı olmayı gerektirmez. Batıdan iktibas edilecek şey ilim ve fendir. Gökalp Batı’nın mevcut başarısının nedenini ‘öze dönüş’ olarak belirlemiş ve Türk Milleti içinde aynı rotayı uygun görmüştür. Türk milletinin kendi cevherini fark edip çalışmaya başlaması ve kültürünü koruyarak medeniyet seviyesini yükseltmesi Gökalp’in en büyük temennisidir.

    Edebi alanda Türkçe’nin arılaşması için amaca yönelik şiirler kaleme alan Gökalp (Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık) birçok şiirinin yanında önemli fikir eserleri de neşretmiştir.(Türk Medeniyeti Tarihi, Türkçülüğün Esasları, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak). Gökalp’in makale, musahabe ve mektup şeklinde yazılmış eserleri de mevcuttur.

   48 yıllık yaşamını boyunca tüm kuvvetini Türk Milletinin bekası için harcayan Gökalp için zaman 1924 yılının başında eskisinden daha da zor geçmekteydi. Sağlığı iyice bozulan Gökalp için doktorları farklı arayışlar içine girmişlerdi ancak o her gerçeği kabullendiği gibi ölümü de kabullenmeyi bilmişti. Ekim ayından itibaren Fransız hastanesine kaldırılan Gökalp artık Mustafa Kemal ve diğer devlet erkanından gelen ‘geçmiş olsun ‘ telgraflarına tebessüm etmekle gününü geçiriyordu. Tarihler 25 Ekim 1924’ü gösterdiğinde ise Ziya Gökalp Bey Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Ölümü tüm yurtta ses getirmişti ancak Darülfünun yıllarında onun yardımcılığını yapmış olan Ahmet Emin Yalman’ın Gökalp’in son yıllarını değerlendiren sözleri son derece gerçekçi ve hüzün vericidir.’’Ziya Gökalp hakkında içimde taşıdığım en büyük acı, bu büyük adamın son anlarını büyük bir maddi sıkıntı içerisinde geçirmesi, hastalığında bir geçim imkanı bulmak için sarf ettiği bütün gayretlerin boşa gitmesi idi. O sırada bile en büyük mahrumiyeti, gençliğe ders verme imkanının elinden gitmesini sayıyordu. Üniversiteye tekrar kabulü hakkındaki müracaatı cevapsız kalmıştı. Ölüm haberinden sonra her şey değişti. Bütün memleket ona saygı göstermek için ayaklandı. Üniversite meclis salonuna onun adını taşımak üzere boş bir sandalye koydular, fakat iş işten geçmişti. Ziya Gökalp çaresizlikle çırpınarak ölmüş gitmiş, memleket ona her cihetle borçlu kalmıştı. Ölüm yatağında arkadaşı Veli Necdet’e yazdığı mektuplar neşredildiği zaman herkes işlenen günahın derecesini öğrenmiş, elem duymuştur. Fakat ağlamaktan dövünmekten başka yapacak bir şey bulunamamıştı’’.[7]


 


[1] Ziya Gökalp, TÜRKLEŞMEK,İSLAMLAŞMAK,MUASIRLAŞMAK(Ötüken Yayınevi)s.9

[2] Ünlü Türk Şair ve Yazarları:8, Ziya Gökalp(Edebiyat Yayınevi)s.3

[3] Ünlü Türk Şair ve Yazarları:8, Ziya Gökalp(Edebiyat Yayınevi)s.3

[4] http://www.ziyagokalp.com/index.php?option=com_content&view=article&id=82:bir-tuerk-dueuenuerue-olarak-ziya-goekalp-hayat-kiilii-ve-( erişim:23 ekim 2009)

[5] Nevzat Kösoğlu,TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU ve ZİYA GÖKALP(Ötüken Yayınevi,2005)s,101

[6] Nevzat Kösoğlu,TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU ve ZİYA GÖKALP(Ötüken Yayınevi,2005)s,103

[7] Nevzat Kösoğlu,TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DOĞUŞU ve ZİYA GÖKALP(Ötüken Yayınevi,2005)s,114

  

 

Osman Ertürk ÖZEL